Bu yazı 26 Ağustos 2012, Pazar 18:02:18 tarihinde eklendi. 1458 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Betül KURŞUN - Köşe Yazısı


HAFTA İÇİ ANNE HAFTA SONU BABA ÇOCUKLARI

HAFTA,İÇİ,ANNE,BABA,ÇOCUK,EVLİLİK,AİLE,DAĞILMA,BOŞANMA,ERKEK,KADIN
HAFTA İÇİ ANNE HAFTA SONU BABA ÇOCUKLARI

Her düğün resmi binlerce sözdür. Bir ömür boyu iyi günde kötü günde’’ye atılan imzaların tab edildiği bu kareler, yıllar geçince bakılmaktan çekinilen bir can yarası olur. Pespembe bir peri masalını andırır ilk imza. Her düğün resmi, tutulmayacağını sadece gelinle-damadın bilmediği vaatlerle doludur..

İki imza arasında yaşanan bu öykü, ‘’neredeydim ne oldum’’ dedirtir size şaşkınlıkla. İlk imzayı atarken duyulan o sevgi, ikinci imzayı atarken nasıl da öfkeye dönüşür.

Husumet dolu kavgaları edip, aynı yastığa baş koyabilen eşref-i mahlukatın bir diğer tanımıdır eş tümleci. Eş olmak birbirine denk olmak, yan yana ve aynı olmak demek olsa da karı-koca arasında en büyük ayrımlar ve en büyük farklılıklarla evren içinde nefes almaya çabalar.

Kavga ettiği ile aynı samimiyetle bir daha konuşamaz aslında insanoğlu. Gör ki karı-koca arasında öyle değildir durum.

Karı-koca olmak, birbirine düşman olmakla dost olmak arasında 3-5 dakika zaman farkı olabilmek demektir. Beşerin fıtratına ters bu durum karı-koca arasında en doğal hali ile vuku bulur ve dört duvar arasında tekrarlanır durur.

Her zaman böyle sürmez elbet vaka. Zamanla dakikalar saate saatler güne dönüşür. Baktığınızda geldiğinizi gördüğünüz yer kocaman bir boşluktur. Muhabbet bitmiş kavgalar artmıştır. Artık kolay barışılmaz olmuştur öyle kolay kolay.

Mütereddittir artık karı-koca. Ağızdan çıkan her cümle, söylenilenden çok söylenilmek istenen hali ile idrak edilir olur. Kelimelerin altında imalar aranır, imalar edilir. Cesaret edilemeyen her hakaret yumuşatılmış hali ile aba altından sopa olarak birbirine sunulur.

Futbolcuya küfreden koca, dizideki kadına kızan kadınla aynı sıradanlıktadır. Algılar kapanır. Anlayış azalır.

Kadın en süslü kıyafetlerini gün arkadaşlarına giyer, erkek en afililerini iş arkadaşları için özenle seçer. Eş eştir işte. Bir imza ile el altına alınmış, kenara atılmıştır. Özel bir çabaya lüzum görülmez. Zaten hayat da böyle değil midir. Senin olmayan şey için çabalarsın da, olana gereğini vermezsin hiçbir zaman.

Yol arkadaşının, sahip olunanlar içinde en kıymetlisi olduğunu anlaması için yaşlanabilmesi gerekir insanın.

Yolda bulduklarını yol arkadaşına değişir insan çoğu zaman. Kimi arkadaşına, kimi futbol maçına kimi ise bir pembe bir ayakkabıya…

Muhabbet etmek için arkadaşlara gidilir. Yemeğe arkadaşlar ile gitmek eş ile gitmekten daha heyecan vericidir.

Erkek kumanda ile hem demdir kanepede. Kadın gidip gelip dırdır eden, dikkat çekme çabasında bir olgudur evin içinde. Markete gidilir. Alışveriş edilir. Komşularla çay içilir. Sofra kurulur yemek yenir.

Tik-taklı bir saat gibi işleyen bir sistemdir artık evlilik.

Her şey bir görevdir.

Kadın çamaşır yıkayıcı erkek ekmek getiricidir. Herkes görevlerini bilir.

Örnek hep bir diğer çifttir. Kıyaslamalar sürekelenir. İki kişi arasında bağımlı kalmaz kavgalar. Anne babalara geçilir. Aslında evlilik ‘’senin annen’’ diye başlayan cümleler kurulduğunda bitmenin eşiğine gelmiştir. Oysa kayınvalidelerimize, anne demek onları da anne sayacağımıza söz vermek demektir.

Anlamak bir yana dinlemez olur eşler birbirini. Herkes dağarcığındaki hıncı kusma eğilimindedir. Sadece söyleme eğiliminde. Empati kurulamaz olur. Ben’’ olgusu yerleşmiştir artık hücrelere. Oysa evlilik ‘’biz’’ demektir…

‘’Biz’’ diye bir şey kalmadığında bu dinamoda süregiden evlilik çökmeye yüz tutar zamanla.

Hal böyle olunca, halka açık herhangi bir yerde oturduğunuz zaman, etrafınızdaki çiftlerden hangisinin evli, hangisinin nişanlı, hangisinin yeni tanışmış olduğunu anlamanız zaman almaz.

Erkek eline bir tespih veya sigara veya herhangi oyalayıcı bir nesne almış, sandalyeyi hafif sağa kırmış masasındaki kadından başka herkesin farkındaysa,  kadın sürekli erkeğin dikkatini çekmeye çalışıyor, laf atıyor ve paslaşmanın bir yolunu arıyorsa biliriz ki bu çiftler evlidir.

Erkek ve kadın birbirinin farkında, sadece masası ile meşgul, birbirinin gözlerine bakıp muhabbetle dünyadan bağlantısını koparmışsa, bu çiftler de nişanlı-yeni tanışmış grubundadır.

Bu tabloya bakıldığında aslında neden bellidir. Evliliğin heyecanını, ilk günkü halini yitirten şey muhabbet ve farkındalıktır.

Aileler neden dağılıyor sorunsunun şeklen, fiziken değil, fikren ve ruhen nedeni kısa hali ile muhabbettir. Muhabbet sorunu boşanma nedeninin kalesidir. Eşlerin birbirini dinlememesi, anlamaması, kendini ifade edememesi yanında, bunlara ihtiyaç duyulmaması daha içinden çıkılmaz bir durumdur. Zira evlilikte iyi geçinmek iki kişinin de derdi olmalıdır.

Evlilikte duygusal tatmini yakalayamayan genelde kadındır. Bu da kadın fıtratının duygusal olması, erkeğin olaylara düz mantıkla yaklaşmasından olagelir.

Kadın ‘’duygusal tatminsizlik’’ sorununu söylenmekle dışa vurur. Erkek var gücü ile bundan şikayetçi olur. Masaya oturulsa bu sorun ortadan kaldırılabilecekken, muhabbet hep ertelenir. Konuşmak için uygun zaman değildir hiçbir zaman. Yapılması lazım gelen daha önemli bir iş vardır her zaman…

Evlilik bittiğinde çaba başlar. Konuşmak için evli iken zaman bulamayan eşler, saatli buluşmalar ve zamanlar ayarlayıp bir masada buluşup konuşur olur. Geçtir artık lakin. Muhabbet gemisi denizle yeksandır. Batan geminin malları da kurtaramaz bu evliliği…

Geriye alabora hayatlar kalır… Bölük pörçük, her bir karesi başka bir evde hikayeler kalır.

Hep aynı yıkıntı. Aynı deprem. Yıkığın altından çıkan oyuncak bebekler. Hepsi başka başka öykü olsa da, neden aynı nedendir.

Yıllarca hep o kapıda, umutsuzca, hayatta en sevdiği iki varlığın sevgisizliğine tanık çocukların, farkında dahi değildir karı-koca. İnşa ettiği bir başka yuvanın temellerini attığının, atmadan sarstığının, henüz kurulmamış olanı da yıktığının farkında değildir.

Her çocuk kendi yuvasında anne babasının mirasını taşır aslında…

Geriye ‘’hafta içi anne hafta sonu baba çocukları’’ kalır. Her hafta sonunda aynı travmayı yaşayan, hep birine veda etme zorunluluğu olan el sallayan çocuklar. Kendini hiçbir yere ait hissedemeyen ve tüm hayatını, anne babasından birini suçlu kabul etme yüküyle geçirmiş çocuklar kalır. Bayramlarda hazin hikayeler. Anneye söven babalar, babaya söven anneler. Yap bozunda hep eksik parçalı masum çocuklar…

Bir de anneli babalı her çocuk görüşünde, suçlu ve mahcup başını öne eğen anne ve babalar.

Büyükler der ki ‘’olan çocuklara olur’’ Olan herkese olur elbet ama, durumdan mesul olmayan en masum özne çocuktur.

Peygamberinin Aişe’sine ‘’kördüğüm’’ gibi dediği… Ama pamuk ipliği dahi kuramayan bir ümmettir bu karı-kocalar.

Muhabbet etmekten beri durma. Bir sır arıyorsan sır budur. Sır yüce Peygamberin kördüğümüdür…

https://www.facebook.com/Betulkursunfan

https://twitter.com/BetulKrsn

betul.kursun@hotmail.com

 

Yazdır Paylaş
Diğer Betül KURŞUN Yazıları
email
EN ÇOK OKUNANLAR
yol durumu
Ücretsiz Seyahat Kartı Tasarımını Nasıl Buldunuz?
Beğendim, çok güzel olmuş
Beğenmedim, beklentilerimden çok uzak bir tasarım