Bu haber 15 Haziran 2015, Pazartesi 13:56 tarihinde eklendi. 1784 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Habur'da Çiçeklerle Karşılandıklarında Ben Kahroldum

Vatani görevi yaparken çığ altında kaldı. 2 arkadaşı şehit 8 arkadaşı gazi oldu. Gazi aydın yılmaz'ı en çok üzen olay ise Habur'dan giren PKK'lıların kahraman gibi karşılanması olmuş.
Habur'da Çiçeklerle Karşılandıklarında Ben Kahroldum

Röportaj: Gazi İzzet Ertunç

 

Gazi Aydın Yılmaz 1973'te Çorum ili Karadona köyünde doğmuş Askerde çığ altında kalmış 2 arkadaşı şehit, 8 arkadaşı gazi olmuş.

Gazi Yılmaz Her şeyi parayla ölçmemek lazım. Askerlik zor ama anlamı çok büyük. Askerlik demek vatan sevgisi demek. Askerliği yaşamayanın vatan sevgiside sanal oluyor. Askerlik bu ülkenin harcı, bu yüzden herkes oradaki birlik ve beraberliği mutlaka yaşamalı diyor.

 

Bize biraz kendini, aileni tanıtır mısın?

 

1973 Çorum ili Karadona köyü doğumluyum, Köyde doğdum, büyüdüm. Annem ev hanımı, Babam kamyon şoförüydü. Üç kardeşim var. Bir kız, iki erkek. En büyükleri benim.

 

Babanın işleri iyimiydi?

 

Ekonomik durumumuz iyi değildi. Rahmetli babam çok çilelerle büyümüş. O da çok küçük yaşlarda çobanlık yapmaya başlamış. Gençliğinde inşaatlarda çalışmış. İskenderun Demir Çelik Fabrikası, Seydişehir Alüminyum Fabrikası, Giresun SEKA Fabrikası inşaatında çalışmış. Köyümüzde kamyonculuğa başlamış. Köyümüzde herkes meslek olarak kamyonculuk yapmakta. 2000’li yıllara kadar köy tamamen kamyonculuk yapıyordu.

 

Köyünüzde Okul varmıydı?

 

İlkokulu Köyümüzde okudum. Köyde 2 ilkokul öğretmeni vardı, öğretmenlerimizi çok seviyorduk. O zaman ki eğitim şu andaki eğitimden daha iyiydi. Köyde eğitim görmemize ve seksenli

yıllarda olmamıza rağmen, öğretmenlerimiz bizim okumamız için elinden geleni yapıyorlardı.

Öğretmenlerimiz milli değerlere önem veriliyordu. Atatürk ilke ve devrimlerini çok iyi öğretiyorlardı. İlkokul hayatım boyunca üç öğretmen değiştirdim ve onlarla ilgili hep güzel şeyler hatırlıyorum.

1980 İhtilâlinde iki öğretmenimiz tutuklanmıştı. Bu olay bütün köyü çok etkiledi. Hatta benim rüyama bile girmişti. Rüyamda köye geri dönüyordu ve üzerinde hiç görmediğim bir mont vardı. Sonradan rüyam çıktı. Öğretmenlerimizi serbest bıraktılar ve döndüklerinde gerçekten üzerinde benim rüyamda gördüğüm montla geldiler.

 

Ortaokul....

İlkokulu bitirdikten sonra ortaokula gitmek için yakınımızdaki Alacahöyük Köyü’ne teyzemin yanına gittim. Ortaokulda iki üç ay okudum ama orada kalamadım. Babam beni Çorum’daki okula yazdırmak istedi ama yer bulamadığı için okuyamadım.

O yıllarda aileler 80 olaylarının şiddetinden dolayı dışarda okuyanlar çocuklarını göndermeye korkmuş ve okutmamışlar.

Yaşın küçükmüş, çobanlık zormuydu?

Halamın oğluyla beraber çıkıyordum, 6 – 7 yaşındaydım, sabah gidiyorduk, akşam dönüyorduk.

Birgün bizim köyümüzün çobanları ile başka köyün köylüleri arazide hayvan otlatma meselesi yüzünden kavga etmişlerdi. Bütün çobanları şikayet etmişler. Zaten o yıllar korkulu yıllar, 12 Eylül İhtilali olmuş. Bizi karakola götürürler diye çok korkmuş, akşama kadar ağlamıştım. Daha yedi sekiz yaşlarındaydım.

Köyünüzde tarımcılık yapılmıyormu?

Köyümüzün çevresi ormanlıktı. Fakat su yoktu. Arazimiz verimli değildi bu yüzden tarım çok az yapılıyordu. Bizim orda sadece, arpa, buğday, nohut, mercimek yetişir.

Hayvancılığı da kendi evimizin sütünü, yoğurdunu karşılamak için yapardık.

 

Babanla birliktemi çalıştın?

Yokluk çok çektik. Köy yerindeydik. Mutlu anı yaşamaya bile fırsatımız olmadı. Altı yaşında çalışmaya başladım. Gezme, tatile gitme gibi fırsatlarımız olmadı.

İlkokuldayken yaz tatillerinde köyde çobanlık yapıyordum. 15 yaşıma kadar köyde çobanlık yaptım. Daha sonra babamın yanında kamyonla gidip gelmeye başladım.

Kamyonculuk tehlikeli bir meslek !...

Eskiden kamyonların frenleri çok patlardı. Özellikle rampa aşağı çok kaza olurdu, babamında başına bir iki defa böyle olaylar gelmişti. Ben küçük olduğum için babamla yola çıktığımızda hep uyurdum. Düz yollarda bir şey demezdi ama rampa aşağı indiğimiz zaman beni sürekli uyarırdı. “Uyanık ol, herhangi bir kaza esnasında canını kurtarma şansın olur” derdi. Ama ben kendimi tutamaz uyurdum. Bir gün İzmir’den geliyoruz. Kışın ortası, yollar tahta gibi, buz. Manisa’nın bir rampası var. O rampayı inerken babam sürekli bana kalk, rampa aşağı iniyoruz, yerler buz diyordu. Ama ben gözlerimi açamıyorum. Babam rampada durdu. Bana in aşağı dedi. Kamyonda battaniye falan ne varsa aşağı attı. Bana “Sen burada uykunu alana kadar yat ben gidiyorum” dedi. Bana çok kızmıştı.

Askere gitmeden önce kına yakıldımı?

Askere gitmeden önce kına yakıldı ama analtı ay önce teyzemin kızıyla evlendim. Daha 19 yaşındaydım. Bir yıl nişanlı kaldık. Ailelerimizin isteğiyle evlendik. Düğünüm olduktan dört ay sonra askere gittim. Evliyken askere gittim. Kına gecemi de ailemle birlikte eşim yaptı.

Acemi birliğin neresiydi?

1993 yılında Malatya Şoför Okuluna acemi gittim. Orada 45 gün eğitim gördüm. Araç eğitimi aldım.

Orada 15 günlük askerken denetleme nedeniyle sabah kahvaltısını dışarıda yaptık. Bir onbaşı üç dört askerle boş tepsileri mutfağa götürmemi söyledi, götürdük geldik, kahvaltı için çay kazanının başındaki onbaşı benim ikinci çayımı aldığımı sanıp, çay vermedi. Durumu anlattım, kahvaltımı yeni aldığımı söyleyip çay istedim ama vermedi. Bu olaya çok üzülmüştüm.

Usta birliğin...

Usta birliğim Ardahan Damal Piyade Taburu’na çıktı. Gider gitmez orada bir ay boyunca silah eğitimi aldık. Piyade olarak operasyonlara katılıyorduk.

Terör Olayları oluyormuydu?

1993-94 yılları terörün en yoğun olduğu zamanlardı. Bulunduğumuz bölgede terör olayları çok yoktu. Çevre illere ve ilçelere gidiyorduk. Iğdır’dan Ağrı Dağı’na çıktık. On gün orada kaldık. Kağızman’a çok giderdik.

Kağızman’ın her tarafını yürüyerek gezdik. Terör olayları çevremizde çok oluyordu ama ben askerken bana hiç denk gelmedi. Fakat çok tedirgindik.

Terörden dolayımı...

Evet, çok dikkatli hareket ediyorduk, Bir gün operasyonda yanlışlıkla silahım patladı, çevremiz de çatışma bölgesi olduğu için bütün arkadaşlar tedirgin olmuştu.

 

Arkadaşlarınızla aranız nasıldı?

Oradaki arkadaşlık hiç bir şeye benzemez, her şeyini paylaşırsın. Bir gün yine Iğdır’a gittik. Kış mevsimiydi. Üs devreden bir arkadaşımız vardı. Akşam pusu yerinde. Tam ben ayağa kalkmışken o arkadaşımız boş bir meyve kutusunu ayağının altına alarak patlattı. Ben ayakta olduğum için benim yaptığım sanıldı. Operasyon için çıktığımız için o gürültü yüzünden ben ceza almıştım. Komutanıma arkadaşım yaptı diyemedim.

 

Halkı size karşı ilgisi nasıldı?

Kağızman çok güzel bir yer. Yeşillik, meyvelik. Hele yaz mevsiminde. Zaten Iğdır Doğu’nun Adanası. Dağları ormanlık değil ama Kağızman çok güzel bir yer. Köylerin içinden geçmek zorunda kaldığımız zaman köylüler bizi çok sıcak karşılarlardı. Çok iyi davranırlardı. Yollara çıkar, peynir, yağ, lavaş ekmek verirlerdi. Çayımızı demlerlerdi. Peynirleri çok güzel olurdu hele sıcak lavaşla.

 

Askerde iken izne gittinmi?

7 - 8 aylık askerken içimde bir sıkıntı doğmaya başladı. Ya şehit ya da gazi olacağım diye düşünüyordum. İzin için erkendi ama ailemi görmek, koklamak geliyordu içimden. O yüzden izne ayrıldım..

Dönüşüme de iki üç gün kalmıştı, eniştemle sohbet ederken söyledim “gidiyorum ama sağlam dönmem bu defa. Ya vurulup yaralanırım, ya şehit olurum” dedim. İzin dönüşü terminale geldim. Yine ailem yolcu etti.

Acemi birliğine giderkende, usta birliğine giderkende annem, eşim ağlıyordu ama ben gülerek gittim. Ama bu defa o kadar içimden ağlamak geldi ki. Ailem görmesin diye otobüs dönene kadar ağlamamak için kendimi zor tuttum. Çorum’dan Amasya’ya kadar ağlayarak gittim. Amasya terminalinde haberlerde askerliğin 19 aya çıktığını öğrendim. Gittim birliğime teslim oldum.

 

Askerde ailen ile nasıl haberleşiyordun?

Askerlik döneminde ailemle mektuplaşıyordum. Fırsat buldukça telefonlaşıyordum, ama evimizde telefon olmadığı için komşumuzu arardım. Genelde mektup yazıyordum. Ama mektuplarımda hiç karamsar şeyler yazmıyordum. Mektupları dağda yazardım, tabura gelince gönderirdim.

 

Nasıl Yaralandın?

Erzurumda Şenkaya yaylalarına operasyonda çıktık. Martın üçüydü. Tam bir yıllık askerdim. Artık karlar erimeye başlamıştı. Ama dağda İki üç metre kar vardı. Helikopterler gelemiyordu, ulaşım yoktu. Tam erzaklarımız bittiği sırada havalar açıldı. Kar araçlarıyla bize erzak getirildi. Yanlarında da İranlı bir itirafçı terörist vardı.

Ne için gelmiş?

Yer göstermek için gelmişti. Bizim kaldığımız üç yayla evinin yanındaki evin altında teröristlerin sakladığı erzakları gösterdi,

çıkartıp imha ettik. Evlerin tabanını kazıp gömmüşler. Çevremizdeki evlerin altında, battaniyeler nohut, makarna, mercimek, sigara, çakmak gazı gibi ihtiyaçları olan her şeyi saklamışlar.

Silah varmıydı?

Silah yoktu fakat ertesi gün yanımızdaki Terörist başka yer göstermek için biz dağlık bir bölgeye götürdü. Dağın arkasından gidiyorduk. Dağın arkası düzdü. Ayağımızda kar hedikleriyle zor yürüyorduk. Oranın dağlarında bir metreden fazla kar vardı. Arazi çok engebeliydi. İnmek de çıkmak da sorundu. Soğuk, tipi vardı. Arka taraftan geldiğimiz yer düzlük yaylaydı. Kardan her yer düz görünüyordu. Dağın arkasından gelip, dağın yamacına doğru ilerliyorduk. Bir tim indik, diğer tim arkamızdaydı. O aralar çok yoğun çatışmalar vardı çevremizde. Havan toplarının sesleri bize kadar geliyordu. Yanımızdaki Terörist o bölgede sakladıkları giyecek malzemelerini gösteriyordu. Dağın yamacından 15- 20 metre indik. Bölük komutanımız diğer timin de aşağı inmesini istedi ama tabur komutanı uyardı “Bir çığ olursa hepimiz gideriz, diğer tim yukarıda kalsın” dedi. Ben daha yeni ayağımdaki kar hediğini çıkarmış oturmuştum. Tabur komutanımızın uyarısının arasından iki dakika daha geçmemişti ki birinin “gidiyoruz” dediğini duydum. Bizim bulunduğumuz yer çamlık bir bölgeydi. Kar yuvarlanmadı. Bizim altımız kaydı. Biz dağın yamacından dereye doğru kayarak indik. Dağın tepesiyle derenin arası yüz elli, iki yüz metre vardı. Çığ müthiş süratliydi. Toz dumanın arasında gidiyorduk.

Benim karşıma iki tane çam çıktı. Ortasından geçmem mümkün değil. Ortadan da, yandan da geçemem. Ben bu çama çarparım, arkamda kar yığılır, ben burada ölürüm diye düşündüm. Kayarken bütün ailem gözlerimin önüne geldi. O çamlar büyük ihtimalle devrildi ve ben üzerlerinden geçtim. Çünkü arasından geçmem

mümkün değildi ve o gün çok ağaç devrilmişti. Dağın ortasında kalmışım ben. Bazı arkadaşlarımız dereye kadar yuvarlanmışlar. Ben kendime geldiğimde iki arkadaşımı gördüm onlar da benim gibi kalmışlar.

Kaç kişi çığ altında kaldı?

25 kişi kadar kaydık. Tabur komutanımız, bölük komutanımız, teğmenimiz, uzman çavuşlar vardı. Diğer tim tepede kalmıştı. Hemen peşimizden inmeye kalkmışlar. Onlar inmeye kalkınca yan tarafımız yine kaydı. İkinci çığ geldi.

Senden başka Yaralı varmıydı?

Bir arkadaşımızı o gün bulamadık. Şehit oldu. 2 – gün sonra bulmuşlar. Sekiz kişi yaralandık ama iki arkadaşımızın durumu ağırdı.

Nasıl çıkardılar sizi?

Arkadaşlarımızın yardımıyla çıktık ama tipi nedeniyle yaralılar için helikopter, kar araçları gönderemediler. Ulaşım olmadığı için çam dallarından sedye yaptılar bize. Beni kar yüzünden altı kişi zor taşıdı. Kar derelerde balgam olmuş. Bizi taşıyan arkadaşlarımın bacakları bir metreye yakın kara gömülüyordu. On metrede bir duruyordu. Bir arkadaşımız da yolda iç kanamadan şehit oldu. Yarası görünmüyordu dışarıdan. Büyük ihtimalle o çam ağacına falan çarpmıştı. Yani iki şehit verdik. Yanımızda sadece bir tane doktor asteğmen vardı. İç kanama olduğu için müdahale edemedi.

Sonra kar araçları gelerek bizi Erzurum Asker Hastanesi’ne götürdü. Ardından GATA’ya geldim. GATA’da bana askerliğe elverişli değil raporu verildi.

Nerenden yaralandın?

Benim şu anda sol ayağımda hareket yok. Protezim yok ama protezden zor. Sinir ve kaslarda ezilme var.

 

Tedavin bitince ne iş yaptın?

Tedaviden sonra yine babamla kamyonculuk yapmaya başladım. Onun yanında gittim geldim. Ama kamyonculuk git gide kötüye gidiyordu. 1999 yılında kamyonu sattık. 2000 yılında babam vefat etti. İçki sigara kullanmazdı ama hayatı boyunca yaşadığı zorluklar, çalışma şartları yüzünden akciğer kanseri olmuş.

 

Askerlik zor?

Askerlik zor ama anlamı çok büyük. Askerlik demek vatan sevgisi demek. Askerliği yaşamayanın vatan sevgiside sanal oluyor. Her şeyi parayla ölçmemek lazım. Ver parayı kurtul askerlikten gibi bir durum olmamalı. Bunun sonu nereye varacak? Bugüne kadar şehit olan, yaralanan askerler arasında bir tane zengin çocuğu görmedim. Bir zenginin evinin önüne şehit tabutu geldiğini görmedim. Hepsi fakir, fukara benim gibi köy çocukları.

Bedelli Askerlik hakkında ne düşünüyorsun?

Para verip askerlikten kurtulunca vatan, bayrak sevgisi azalıyor. İnsanlar kutuplaşıyor. Vatanımıza hep birlikte sevgi yumağı olarak bağlanacağımıza kutuplaşıyoruz. İnsanlar birbirinden soğuyor. Askerlik demek sevgi demek, arkadaşlık, kardeşlik demek. Oradaki arkadaşlıklar ve sevgi sivil hayatta kesinlikle bulunmuyor. İnsanlar arasında ayrım olmuyor çünkü ortak noktamız Vatan… Orası peygamber ocağı ve ana kucağı. Aslında orada doğuyorsun.

Ben Çanakkale’ye üç defa gittim. Orada insanın tüyleri dikenleşiyor. Oradaki insanlar neler çekmiş, neler yaşamış bir de bizim durumumuza bak. Her şeyi kutuplaştırıyoruz artık.

 

22 yıllık Gazisin ne düşünüyorsun?

Şu anda gazilikle de, şehitlikle de halkın ilgisi yok. Bize bakarken “banamı gazi oldun” diyorlar. Şehide verilen değer cenaze kalkana kadar. Sonra her şey unutuluyor. Bugün Ankara’daki halk otobüslerinde kartımızı gösterdiğimiz zaman bedavacı beleşçi geldi diye bakıyorlar. Eskiden otobüslerde hamilelere, yaşlılara, engellilere, gazilere yer verilmesi gerektiği yazıyordu şimdi gazi yazmıyor. Devlet bize böyle bakıyor, halk ne yapsın. Sadece işlerine geldiğinde bizim gazimiz, bizim şehidimiz diyorlar. Hiç ilgi yok. Şehitlik gazilik en yüksek rütbe deniyor ama bize gösterilen ilgi hiç öyle değil.

Benim yada arkadaşlarımın kaybettiklerinin değeri yok. Üstelik benim durumum iyi. Benim nice arkadaşlarım var durumu çok kötü olan. Bu insanların sosyal hayatları hiç düşünülmeden öyle kırıcı laflar konuşuluyor ki…

En çok hangi olay sizi üzdü?

Mücadele ettiğimiz teröristlerin Habur’dan giriş yapıp çiçeklerle karşılandıkları gün ben kahrolmuştum. Bunlar nereden geliyorlar, Çanakkale Savaşı’ndan mı geliyorlar, Sarıkamış’tan mı geliyorlar böyle kahraman gibi karşılanıyorlar diye düşünmüştüm. Bize ne devlet ne de halk o teröristlere gösterdikleri ilgiyi göstermiyorlar. Zaten söylemişlerdi “Hazmettireceğiz” diye.Halkımız çok uyanık olmalı. Bu vatan bizim. Başka gidecek bir yerimiz yok. Vatanımıza sahip çıkacağız. Atalarımız bu vatanı bize birbirimize düşman

gözüyle bakalım diye bırakmadılar. Herkes birbirini sevsin saysın. Hepimize yetecek kadar toprağımız ve güneşimiz var.

 

Hazırlayan: Özlem Konur Usta

 

Yazdır Paylaş
ETİKETLER :
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan sehitgazihaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Diğer Haberler
email
EN ÇOK OKUNANLAR
yol durumu
Ücretsiz Seyahat Kartı Tasarımını Nasıl Buldunuz?
Beğendim, çok güzel olmuş
Beğenmedim, beklentilerimden çok uzak bir tasarım