Bu haber 01 Haziran 2015, Pazartesi 10:35 tarihinde eklendi. 1522 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Gazi ABD'nin Madalyasını İade etti

Kore Gazisi Bektaş Küçükkılavuz Kore Savaş'ında bir yıl cephede çatışmış. Madalyası yok. Zeki Müren'in verdiği altın madalyayı saklıyor ABD'nin verdiği madalyayı ise Kıbrıs'taki tutumu nedeniyle iade etmiş.
Gazi ABD'nin Madalyasını İade etti

Röportaj: Güneydoğu Gazi'si İzzet Ertunç

 

 

Bize kendinizden bahseder misiniz?

 

1930 Ankara-Çubuk, Susuz köyü doğumluyum, Babam çiftçi. Üçü erkek beş kardeşiz. Hayvanımız vardı ama besi hayvanı değildi. Babamın ekonomik durumu kötüydü. Üç yaşımdayken annem vefat edince öksüz kaldım. 13 yaşında Ankara’ya kaçtım geldim. Kış günüydü. Ankara’da Habip diye bir köylüm vardı. Önce onun yanında kaldım. Daha sonra dayımın yanına geçtim.

 

Evden neden kaçtınız?

 

Analığımın zulmünden kaçtım. Aç kaldım, açık kaldım. Rahmetli babam evde yatarken ben odunlukta yattım. Bana hiç şefkat göstermedi. Babamdan da üvey annemden de çok dayak yedim. Kaçmak için para biriktirdim ve 2 lira 75 kuruşla Ankara’ya geldim. Çocukken yaşadığım ızdırapları unutamam. Bir ara çok hastalandım.

 

Ne hastalığı....

 

17 yaşında nefes darlığına yakalanmıştım. Bir gün doktora gitmiştim muayeneye. Bana sigara içiyor musun diye sordu. İçiyorum dedim. O zaman yolcusun dedi. Ben anlamadım ne demek istediğini. Yolcu değilim, Ankara’dayım dedim. Sen sigara içersen ölümün yakın diye açıkladı bu defa. Ben de doktora söz verdim bıraktım sigarayı. O zamandan beri sigara içmedim.

 

Ne iş yaptınız?

 

Pazarlarda küfecilik yaptım. Arada ufak tefek işlerde çalıştım. 17 yaşımı doldurunca Fen İşlerinde çalışan bir memur beni Ankara’da yapımı süren Hipodrom inşaatına sözleşmeli çalışmaya aldırdı sonra Fen İşlerinde kadro fazlası var diye geri çıkartıldım. Daha sonra Nusret Bey diye bir tanıdığım, yaşımın müsait olduğunu söyleyerek Belediye’ye temizlik işlerine gönderdi. Askere gidinceye kadar belediye temizlik işleri atölyesinde çalıştım.

 

Babanız nerde askerlik yaptı?

 

Babam askerlik yapmamış, eski bedellilerden. Rahmetliye çok sitem ederdim bedel yatırdığı için. Meğer dedem yalnız olduğu için babam için bedel yatırmış. Benim aklım erdiği yıllarda babamı yeniden askere çağırdılar, dört beş ay askerlik yaptı.

 

O dönemde Türkiye durumu nasıldı?

 

O dönemlerde Türkiye çok fakirdi. Bazıları diyor ki “Camiler ahır yapıldı” diyor, hayır yok öyle bir şey. Ben savaşa girmiş bir insanım. Asker savaşırken geride kalan halk camilere, resmi dairelere sığındı. O devirde camilere erzak, kıyafet, arpa stoklanırdı.

Kuran toplatıldı diyorlar. Nasıl toplandı? O zaman basılan Kuran kitaplarından farklı farklı yazılmıştı bir birliktelik yoktu Rahmetli İsmet Paşa da yanlış yazılan kitapları toplatıp hepsini bir yapın diye emir vermişti. Yanlış basılanlar toplanmıştı. Yoksa Kuranı Kerim’in toplatılması yalan.

Bazıları ise, Kuran okunmasın diye nöbet bekledik diyorlar. Benim de tanıdığım öyle biri var. Nerede bekledin nöbeti, askerleri görünce ne yaptın diyorum. Cevap yok. Yalan söyleyen, iftira atan çok.

 

Halkın ekonomik durumu nasıldı?

 

Memleket çok fakirdi. Giyecek ayakkabıyı bırak, çarık yoktu. Elbise, pantolon yoktu. Kıtlık dönemini de yaşadık. Hayvanların yediği fiy vardır hani. Ondan ekmek yapıp yerdik.

Neden ekonomi o kadar kötüydü?

Yedi düvel kovuldu bu topraklardan. O düşmanlar kolay kovulmadı. Önce Allah'a, sonra Gazi Mustafa Kemale inanarak o düşmanı yendiler. Kazmayla, kürekle, baltayla kovdular. Şimdi onların hepsi inkar ediliyor. Herkes kendinde keramet arıyor.

 

Ankara'nın durumu nasıldı?

 

Ankara harabe halindeydi. Ulucanlar Cezaevi kısmında sırayla at arabaları vardı. Odun saman satılırdı. Yol yoktu. Tepelerden çocuklar yaz gününde bile kayardı.

Dikmen, Seyran bağları, Topraklık gibi yerlerde bağlar ve bağ evleri vardı. Tek katlı bahçeli evler vardı. Kavaklıdere’ye kadar ancak on beş ev vardı asfalta yakın.

İş yoktu, üretim yoktu. Çünkü Türkiye savaştan çıkmıştı. Çiftçi sabandan başka bir şey yapamıyordu. Sabanla yapılan üretim de ancak Türkiyeyi besliyordu. Makineli tarım hiç yoktu. En büyük araba üç buçuk tonluktu. Ben belediyede çalışırken Türkiye’ye beş tonluk araba geldi. Herkes şaşırmıştı, ne kadar büyük derlerdi.

 

Belediyelerin durumu nasıldı?

 

Halkta para olmadığı zaman belediyede de olmuyor, o zaman belediyelerin de gücü yoktu. Sokakları çalışanlar elle süpürürdü. Taş ocaklarından düzgün taşlar getirilir, belli yerlere kaldırım yapılırdı.

 

Devletin diğer kurumlar nasıldı?

 

O zamanlar herkes büyük fedakarlık yaparak bu devleti kurdu. Bu yüzden Devletten çok fazla bir şey beklemezdik. Sümerbank vardı, köylere kumaş dağıttı. O dönemde hane başına iki metre pazen tarzı bir kumaş dağıtıldı. Halâ aklımdadır, o dönem kumaş dağıtıldığında babam analığıma “Bu kumaşla Bektaş'a içlik dikin” dedi. O zaman gömleğe içlik denirdi. Ama analığım bana gömlek dikmemiş, yastık yüzü yapmıştı o kumaştan.

Birinci Çubuk Barajı kazmayla kürekle yapıldı, hava alanı kazma kürekle yapıldı. Zengin olsaydık makineyle yapılırdı.

 

Halk genelde ne iş yapardı?

 

Halk genelde tarımla uğraşırdı. Fakat insanlar birbirine yardım ediyordu. Devlet seneden seneye altı lira kadar kredi veriyordu. Köy ağası 25 lira alıyorsa babam 6 lira alıyordu.

İyi ameleler vardı. Kazmayı dibine kadar oturtan babayiğit delikanlının yevmiyesi 50 kuruştu. Sıradan ameleler 30 kuruş alırdı.

Savaştan önce her tarafı düşman kaplamıştı. Savaştan sonra Türkiye ilerlemeye başladı.

 

Kore gittiğiniz dönem nasıldı?

 

Menderes dönemi diktatörlük gibiydi. Bugüne çok benziyordu. Devlet adamlarının, valinin, kaymakamın yanına sadece belli kişiler girebiliyordu. Benim gibi adamlar giremiyordu.

İlkokul üçü bitirenler devlet memur olabiliyordu. Sonra beşe çıktı 1950’den sonra.

 

AOÇ nasıldı?

 

Atatürk Orman Çiftliği eskiden çok büyüktü. Ağaçlıktı… Kavak, söğüt ağaçları vardı. Çiftliğin bir kısmında tarım yapılıyordu. Eskiden tarım okuluydu, modern tarım köylere oradan yayıldı. Sonradan orası da küçüldü.

 

Okul okudunuz mu?

 

Okul hiç okumadım. İlkokul diplomasını sonradan aldım. Ben toplam yirmi gün okula gittim. Askerde az çok okuma yazma öğrendim.

Askerden döndükten sonra devlet bana iş verdi. Toprak Mahsulleri Ofisinde çalışmaya başladım. 95 lira maaş alıyordum. Kantar memurları 125 lira maaş alıyordu. Onlar da ilkokul üçü bitirenler. Ethem diye bir ağabey vardı. Onunla konuştum. Seni Kırşehir'e göndereyim dedi. Orada bir tanıdığı varmış. Kırşehir'e gittim. Durumu anlattım. Hiç okula gitmediğimi anlattım. Ertesi gün için beni bir yere çağırdı

ama benim sadece bir gün iznim vardı. Aynı gün öğlen saatlerinde beni Atatürk Cumhuriyet İlkokulu’na çağırdı. Orada bir sınava girdim. Atatürk’ün ne zaman öldüğünü sordular, dönemin başbakanını sordular, Fevzi Çakmak kimdir diye sordular. O sorulara cevap verince ilkokul diplomamı aldım.

 

Ne zaman evlendin?

 

Yozgat Yerköy’de TMO’de görevliyken evlendim. Görücü usulü evlendim ama Allah'a çok şükür mutluyum. Bugün rahatsam önce Allah, sonra ailem sayesinde. 85 yaşındayım. Arkadaşlarımın içinde baya diri duruyorum.

 

Düğününüz nasıldı?

 

Evlendiğimizde ben 25 yaşındaydım eşim 16 yaşındaydı. Düğünümüzü bir evde yaptık. Davulcu tuttuk. O zaman salon falan yok. Kadınlar şarkı söyledi oynadı. Çay bisküvi ikram edildi. Başka bir şey yoktu zaten. Kendi aramızda bir düğün yapmıştık. Otuz kişi ancak vardı. Kayın valideme Allah rahmet etsin, onun sayesinde aile, çoluk çocuk sahibi oldum. Ben eskiden çok aksiydi. Cahillikten çok hata yaptım. İnsanların kıymetini çok bilemedim. Sonradan bunlara sahip oldum ama iş işten geçmişti.

Evlendikten sonra ayrı eve kiraya çıktım. Elektrik, su yoktu. Dört haneye bir tuvalet düşüyordu. Tuvaletin suyu sırayla konuluyordu.

Şimdi dört çocuğum var. İki oğlan, iki kız. Hanımım da hayatta. Dua ediyorum Allah beni ailemden sonraya bırakmasın.

 

Baban düğününe geldi mi?

 

Ailemden kimse düğüne gelmedi. Zaten onlar ne evlenirken, ne de askere giderken destek olmadılar bana. Belediyeden ayrılırken 65 lira maaş aldım. Yirmi lirasını babama verdim kalanıyla askere gittim. Erzurum’da param bitti. Erzurum çok soğuktu. Babamdan para ve kazak istedim. Giyilmiş bir kazak geldi, İtfaiye Meydanından almış ama para gelmedi.

 

Askere ne zaman gittin?

 

Askere 1949 yılının 10. Ayında Erzuruma gittim. O zaman askerlik üç seneydi. Sonradan 24 aya düştü. Erzuruma gitmek için kara trene bindik. Her vagona otuz kırk asker vardı. Birer avuç zeytin verdiler, birer tayin verdiler. Tayin dediğim yuvarlak ekmek. Sivas'a kadar gittik. Orada indirdiler, ihtiyaç molası verdiler.

Sonra Erzurum'a kadar gittik. Erzurum'a vardığımızda akşam karanlığı çökmüştü. On kişiye bir karavana yemek verdiler. Bulgur çorbasıydı. Sarıkışla’da bir gün kaldık. Ruslardan kalmış beton bir binaydı. Ertesi gün bizi bölge bölge gönderdiler. Ben Erzurum’un Dumlu nahiyesine gittim. Dumlu’ya vardık. Orada bizi ayırdılar. 250 piyade alayına düştüm ben. Daha sonradan 225. alaya verdiler.

 

Koreye ne zaman gittiniz?

 

Kore’ye bir sene sonra gittim. Erzurum’dan yolcu vagonlarına bindirdiler bizi. İzmir’e kadar trenle gittik. Bu defa yolcu kompartımanıydı. Askere gelirken bindiğimiz trene benzemiyordu.

 

Kore'ye neyle gittiniz?

 

İzmir’den gemiye bindik. 27 gün’de Kore’ye vardık. Yolculuk çok sıkıntılı geçti. Gemiye dayanamadık. Çoğumuz hasta oldu. Daha önce hiç binmemişiz ki. Ama gemide yiyecek sıkıntısı yoktu.

 

Gemide başka devletlerin askerleri varmıydı?

 

Beş devletin askeri vardı. Amerikan, İngiliz, Fransız, Yunan askerleri bir de biz. Kalabalıktı. Gemi çok büyüktü. Çift katlıydı. Gemide askerler arasında oyunlar oynuyorduk. Spor yapılıyordu.

 

Başka ülkelerin askerleriyle anlaşabiliyor muydunuz?

 

Sadece Yunan askerleriyle sıkıntımız olurdu, bir keresinde büyük bir kavga olmuştu. Akşam yemekten çıktık. Onların başçavuşu Karadeniz kemençesi çalıyordu. Yunanlılar “Bitli Türklerin yanına oturmayın” demiş. Bizim de bir Rum arkadaşımız vardı. Türk askeri ama Rum. Yunan askerin dediğini anlamış tabi. Kavga çıkmıştı. Bizimkiler onlardan birini denize attıklarını söylediler. Bu olaydan sonra Amerikalılar aramıza nöbetçi koydu.

 

Komutanlarınız nasıldı?

 

Komutanlarımız çok değişikti. Hepsi bize baba gibi oldu. Şefkatli ve iyi davrandılar bize. Gemide her sabah spor yaptırıyorlardı. Yat, kalk, çök gibi hareketler yapılırdı.

 

Silahlarınız diğer ülkelere göre nasıldı?

 

Bizim silahlarımız beşli uzun namluluydu. Silahlarımız diğer ülkelere göre çok eskiydi. Gemiden inince Amerikan silahları verdiler, onları kullandık. İlk kullandığım sekizliydi. Ondan sonra İngiliz 32’li Sten tüfek kullandım. Ayrıca Kore’de bize Amerikalılar daha rahat ve kullanışlı yeni elbiseler de verdiler.

 

Direk savaş alanına mı gittiniz?

 

Gemi Seul’e yanaştı. Seul’de kalmadık. Cemselere bindik cephe gerisine gittik. Orada bize verilen silahlarla 1 ay eğitim yaptık.

 

Kumanyanız nasıldı?

 

Orada üç gün yemek sıkıntısı çektik. Kumanya verdiler. Kumanyalar da bizim hiç görmediğimiz yemeklerdi. Konservenin içinde fasulye, meyve suyu, bisküvi gibi yiyecekler vardı. Ama biz hiç görmediğimiz için çoğumuz yemedik. Konservelerin nasıl açılacağını bile bilmiyorduk. Bir de bize domuz eti olduğunu söylediler. Sonradan öğrendik ki üstünde “pork” yazanlar domuz etiymiş. Kaşık çatalımız naylon dandı. Onları da ilk defa görmüştük.

 

Cepheye ne zaman gittiniz?

 

Silah eğitimi aldıktan sonra cepheye gittik. 20-25 gün eğitim gördük. Bir gün akşam dediler ki yarın cepheye gideceksiniz. Herkes hazırlıklı olsun diye emir verdiler.

 

Hangi cepheye gittiniz?

 

Vegas’a verdiler bizi. Vegas Savaşı’na katıldım.

Akşam üzeriydi. Hava bulanıktı. Aydınlatma mermileriyle Karadeniz’in haritası yapıldı havada. Gece saat on bir, on ikiye doğru bir hareket başladı. Sabah dört civarında insanlar belli oldu. Bize süngü tak emri geldi. Taarruza giriştik ve aldık. Sonra mağlup olduk. Sonra tekrar aldık. Beş altı defa aldık verdik orayı. Süngü hücumları ve el bombalarının karıştığı yakın bir dövüş halini almıştı. Yabancı toprak tabi, bilemiyorsun. Bu defa onların ağır silahları bizi dövdü. Sabah gün doğunca süngü tak emri geldi. En son biz galip geldik. Çekildiler. Önümüzde kaçan kaçanaydı.

 

Kaç gün sürdü?

 

Vegas Savaşı üç gün sürdü. En son onlar çekildikten sonra bizimkiler aldığımız yerden çekildi. Esas muharebe hatlarına döndük. İki taraf da çekildi.

 

Şehit verdik-mi?

 

Çok zayiat verdik orada. Bu muharebede 151 askerimiz şehit olmuş, 241’i de yaralanmıştı. Yaralıların silahlarını, şehitlerin silahlarını topluyorduk. Yakın köylülerimden biri yaralandı. Osman diye bir çocuktu. Sıhhiyeler geldi götürdüler. Şehit olanlar vardı. Toplayabildiğimiz silahları topladık düşmana geçmesin diye.

 

Düşman kayıpları çok muydu?

 

Çin askerleri ölümüne saldırıyorlardı. Bizde karşılık veriyorduk. Savaşta Allah'a sığındığında öleceğim diye düşünmeyeceksin, Öldüreceğim diye düşüneceksin. Bize ateş eden iki Çinli asker mermisi bitince elini birden kaldırdı, ama ben elinde bomba olur diye yine de mermi sıktım. Onun vicdan azabını

halâ yaşıyorum. Can davası var. Herkes korunmaya ve yenmeye çalışıyor. Süngü taarruzu vardı.

 

Sürekli Vegas’tamı kaldınız?

 

Vegas’ta sekiz ay kaldık. Her gün çatışma olmuyordu. Belli günlerde çatışma oluyordu. 8 ay sonra bizi moral için bir ay cephe gerisine aldılar. Tiyatro, sinema seyrettirdiler. Daha sonra Batı Berlin’e geçtik.

 

Batı Berlin nasıldı?

 

Vegas’tan Batı Berlin Cephesi’ne geçtik. 6.bölük Batı Berlin’deydi. Keşfe altıncı manga gidecek demişler. Keşfe gittik. Keşifte öyle bir bir tepe var ki, oradan gelip, keşif karakolunu kuracağız. Gece yağmurlu bir havada ateşe tutulduk. Ağır silah ateşiydi. Orada bir geçit vardı. Herkes birbirine sen geç diyordu. İzmirli Raci Keskin isimli bir arkadaş ben geçeyim dedi. Sen benim arkamdan hemen gel dedi. Onda da makineli tüfek vardı. Can davası var orada. Sabah aydınlanıyordu. Dört gibi falan çekildik geldik. Batı Berlin’de çok şehidimiz olmadı.

 

Hiç esir aldınız mı?

 

Esirler çok vardı. Batı Berlin’de ben de Bergamalı Hüseyin diye bir arkadaşımla altı esir getirdim. Savaş anında teslim oldular, silah bıraktılar. Biz inanmadık. Arkadaşlarımız üstlerini aradı. Ellerini bağlayıp, getirdik.

 

Kore’de ne kadar kaldın?

 

Ben Kore’de bir sene kaldım. Biz üçüncü dönem gittik. Ondan sonra da dördüncü değiştirme birliği geldi biz geri döndük.

Gemiyle dönerken Mısır’a kadar geldik. Mısır devlet başkanı Nasır Suveyş Kanalından geçmemize izin vermedi. Bizde Akdeniz’i dolaşarak döndük. Dönerken arkadaşlarımızın çoğu yoktu. Kafile kafile geri döndük. İzmir’e geldik. Öğleden sonra üç dört gibi bandoyla, törenle karşılandık.

Kore’ye 27 günde gittik, 37 günde döndük. Akdeniz üzerinden geliyorduk.

 

Ne zaman terhis oldun?

 

1952’de terhis oldum ben. İzmir’e gelince hemen terhis ettiler.

 

Savaştan sonra Kore’ye gittin mi?

 

Gitmedim. Kore hükumeti tarafından davet edildim fakat gitmedim çünkü daha önce savaştığımız yerleri görmek istedim bana tampon bölgede kaldı, göremezsiniz dediler. Bende oraları göremeyeceksem niye gideyim diye düşündüm.

 

Madalyanızı kim verdi verdi?

 

Amerikalılardan ve Birleşmiş Milletlerinden madalya aldım. Fakat Kıbrıs savaşında Amerikalılar Rumlara destek verince verdikleri madalyayı Protesto etmek amacıyla geri iade ettim. Başka arkadaşlarım da iade ettiler.

Ambargo uygulamışlardı bize. İtibarımızı sıfıra düşürdüler. Amerikan elçiliğine iade ettik.

 

Türkiye Savaşa katılanlara madalya verdi mi?

 

Vermedi, Onun yerine Zeki Müren bize altın bir madalya yaptırdı. Düşünmesi bile yeter. O madalyayı saklıyorum. Birkaç tane daha madalyam var ama takmıyorum. Taktığım bu madalyayı bir binbaşıya söz verdiğim için takıyorum.

 

Nasıl bir söz?

 

Bir gün Gülhane’ye gitmiştim. Sen gazi misin diye sordu. Evet dedim. Benim babam da gazi dedi. Ama sizin madalyanız yok mu dedi. Var dedim. O zaman takmıyordum. Neden takmıyorsun dedi. Ben seni gazi olarak kabul etmiyorum dedi. Doktor binbaşıydı. Bir daha geldiğinde madalyan olmazsa seni muayene etmem dedi. Tabi bunları esprisine söylüyordu. Takacağım dedim. Asker sözü mü dedi. Söz dedim. O yüzden devamlı takıyorum artık.

 

Sizce Kore'ye savaşına katılmamız iyimi oldu?

 

Kore’ye Türkiye'nin NATO’ya girmesi için giriyoruz dediler. Birleşmiş Milletlere dahil olduğumuzda bizi de koruyacak dediler. Bizim Kore’ye gitmemiz bir taraftan iyi bir taraftan kötü. Benim için daha önceki duruma bakarsan doğru, bugünkü duruma bakarsan yanlış.

 

 

Yazdır Paylaş
ETİKETLER :
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan sehitgazihaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Diğer Haberler
email
EN ÇOK OKUNANLAR
yol durumu
Ücretsiz Seyahat Kartı Tasarımını Nasıl Buldunuz?
Beğendim, çok güzel olmuş
Beğenmedim, beklentilerimden çok uzak bir tasarım