Bu haber 20 Nisan 2015, Pazartesi 10:14 tarihinde eklendi. 1340 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Protez Bacağı İçin Gazi Maaşına Haciz

Bir ayağını Mayına basarak kaybetti. 2012 yılında protez bacak yaptırdı. Sgk ödemeyi yaptı ancak 1 yıl sonra protez bedelini geri istedi ve Gazi'nin maaşına haciz kondu.
Protez Bacağı İçin Gazi Maaşına Haciz

Hüseyin Turan

Kardeşimle Aynı Okul, Aynı Sınıf, Aynı İş ve Aynı Yerde Askerlik…

Erzurumluyum Ama Doğma Büyüme İzmirliyim

 

Altı kardeşiz. Bir tane ikiz kardeşim var, adı Hasan. Kardeşimle tek yumurta ikizi olduğumuz için birbirimize çok benziyorduk.

İkiz kardeş olmak hem avantajlı hem de dezavantajlıbir durumdu. Daha küçük yaşta yolda mıncıklayan teyzelerden illet olursunuz. İlkokulda her sözlüye ilk biz kalkardık. Öğretmenimiz emin olmak için ikimizede soru sorardı.

 

İkizler arasında büyük bir telepati vardır. Fakat bazen bu durum bizi olumsuz etkiliyordu. Neşeli birgününüzde durup dururken keyfiniz kaçıverir, başınızdönmeye ve karnınız ağrımaya başlar… Anlarsınız ki ikizin başı belada. Bir merakla telefona sarılır olayı teyit edersiniz sonra gününüz berbat olur. Hayatınız ikiye bölünmüştür. Onunki ve sizinki şeklinde...İkisinde de işler yolunda gitmezse mutlu olamazsınız.

 

Tabi yüz ve ses tonlarındaki benzerlik müthişavantajlar da sağlar. Her türlü görüşme, mülakat,sözlü sınav ve benzerine ikizi yollayabilirsiniz kimse çakmaz. Telefon görüşmelerinde de aynı şekilde başarı sağlanır. İkiz aynı zamanda hayat güvencenizdir. Her sırrı bilindiğinden şantajla istenilen yaptırılabilir. Her derdinize koşar elinden geleni yapar, son güne bıraktığınız bir iş için gık demeden sabaha kadar oturur ve işi sizin icin yapar.Bir eşi daha yoktur.

 

Bezen ben hata yapıyordum kardeşim ceremesini çekiyordubazense onun hatasının ceremesini ben çekiyordum. Hiç kimse bizi ayıramıyordu

 

 

Babam un fabrikasında işçi olarak çalışıyordu. Ekonomik durumumuz çok kötüydü. Gecekonduda yaşıyorduk. İki odası vardı. O zamanlar gecekondu yapımında briket favori malzemeydi. Pütürlü yapısından dolayı, yanlışlıkla elinizi kolunuzu sürtseniz deriniz kalkıyordu ama hem zamandan tasarruf sağladığı için hem de moloz yığınlarının arasında bile sağlam bulunabildiğinden dolayı ilk tercihti. Babam bir kaç saat içinde evin şeklini çıkarmış ve ikinci gün bitirmişti. Dışında sıva olmadığı için soğuk ve su geçirmesin diye duvarlarına naylon ve kimi yerlerine de teneke çakmıştık. Çok soğuk oluyordu.

 

Çok Zor Şartlarda Okuduk

Kardeşlerimle birlikte hem okuyor hem de çalışıyorduk. Ben ayakkabı boyardım, kardeşim de kahvehanede çalışırdı. Bazen de ben kahvehaneye geçerdim, kardeşim ayakkabı boyardı. Kardeşimle aynı okula ve aynı sınıfa gittik. Bu yüzden başımızdan çok olay geçti. 

Bir gün ben kahvehanede çalışırken sınıf öğretmenimiz beni gördü, çok utandım. Öğretmenimiz sınıfta, kardeşim Hasan’ı “Sen niye küçük yaşta kahvehaneye gidiyorsun?” diye azarlamıştı. Hâlbuki orada olan bendim ve çalıştığımızı söyleyememiştik

Ayakkabı boyadığım için ellerim sürekli boyalıydı. Yıkamakla çıkmıyordu. Bir keresinde yine öğretmenimiz kızmıştı Ellerini neden yıkamıyorsun? diye. Ayakkabı boyadığımısöyleyememiştim. 

12 Yaşında İşbaşı,

İlkokulu bitirdikten sonra babam bizi okutamadığı için ikiz kardeşimle birlikte beni 12 yaşımızdayken,ayakkabı imalathanesinde çalışmak üzere verdiler. Ben kadın ayakkabıları, kardeşim ise sporayakkabıları imalathanesinde çalıştı. Dört yıl çıraklık eğitiminden sonra kalfa olduk

Askere Gitmeden 2 Yıl Önce Hazırlık Yapmaya Başladık

Ailemizin ekonomik durumu iyi olmadığı için hem ayakkabıcıda çalışarak hem de ayakkabı boyayarak askerlik için para biriktirdik. Yeteri kadar para biriktirdikten sonra kardeşimle birlikte askerlik şubesine gittik. Şube başkanı bizi görünce çok şaşırdı. Bir bana, bir Hasan’a bakıyordu. İkiz olduğumuzu görünce “İsterseniz biriniz şimdi askere gitmeyebilir dedi. Ama biz birlikte askere gitmek istedik ve ikimizin acemi birliği de Malatya Şoför Okulu’na çıktı. 

Babam askere gitmeden önce, bize harçlık vermek istedi ama kabul etmedik. 

Ayrıca bulunduğumuz yerde askere gidenlere kına yakılır ve eğlence düzenlenirdi. Ama bizim paramız olmadığı için bunu yapamadık. 31 Ağustos 1989 tarihinde Malatya şoför okuluna gittik. 

Malatya şoför okulunda üç ay şoför eğitimi gördük. Kıyafetlerimiz ve tıraşlarımız da aynı olduğu için kimse bizi ayırt edemiyordu. Sanki ilk defa ikiz görmüşler gibi bir Hasan’a bir bana bakarlardı. Çavuştan tutun albaya kadar herkes bizi görünce şaşırırdı. 

Malatya’dan Ağrı Patnos’a Beraber Gittik

Yine Hasan’la birlikteydik. Aynı birliğe düştük. 34. Piyade Alayı 3. Tabur 3. Bölük. Burada üç ay komando eğitimi gördük. Her gün tüfekli tesisatlı sekiz kilometre koşuyorduk. Atış, pusu ve silah eğitimi aldık. Kardeşim Hasan Time seçildi ve MG-3’çü oldu. Ben şoför oldum. Patnos’tayken Mardin’e takviye tim gideceğini söylediler. Gönüllü seçtiler. Ben kardeşimle hemen öne çıktım. Biz çıkınca diğer arkadaşlarımız da çıktı. Toplam 200 kişi seçtiler. Bunların 100’ü tim, geri kalan yüz kişi de karargâh bölüğünü oluşturdular. Araçlarla Mardin ili, Nusaybin ilçesiDallıağaç köyüne gittik. 

Patnos halkı askere karşı çok iyi davranıyordu. Halkı genellikle hayvancılıkla uğraşıyordu

Dallıağaç köyünün iki kilometre üstündeki tepeye konuşlandık. Orada yatakhane ve yemekhane için üç çadır kurduk. Yıkık bir baraka vardı. Tamir ederek karargâh bölüğü yaptık. Askerler ve rütbeliler hepimiz aynı yerde yatıyorduk ve kardeş gibi olmuştuk. Birbirimize çok bağlıydık. Dallıağaçköyünde kırk hane vardı. 

Beni sucu yaptılar. Yani iki kilometre ötedeki Dallıağaç köyüne gidip birlik için su getiriyordum. Çünkü birliğimizde su yoktu. Suyu her gün altı kişi gidiyorduk. Dört kişi etrafımızda çevre emniyeti alıyor iki kişi de bidonlara su dolduruyordu. Ben askerliğim bitene kadar kuyudan su çektim. Suyu çok dikkatli kullanırdık. Banyoyu haftada ya da iki haftada bir yapardık çünkü su yoktu. Kuyu, köyün içinde, herkesin gözü önünde olduğu için orada banyo yapamıyorduk. Bütün köylü aynı kuyudan su içiyordu çünkü köyde de su yoktu. Köylü biz su aldığımız zaman bize ters ters bakardı. Su almamızı bile istemezdi hâlbuki ki biz onları korumak için gelmiştik. 

 

 

Askeriyenin Botları Genellikle Çok Kalitesizdi.Dikişleri, yapışkanları iyi yapılmıyordu. Bu yüzden genellikle yanlardan patlar, topuk yerinden yapışkanı sökülürdü. Kardeşimle ben buduruma dayanamayarak, komutanımıza botlarıtamir edeceğimizi söyledik. Bize örs, çekiç, yapıştırıcı, iğne, iplik aldılar. Askerliğim bitene kadar her gün, kardeşimle birlikte arkadaşlarımızın botlarını tamir ettik. 

 

Kumanyamız genellikle konserveydi

Barbunya pilaki, kuru fasulye, tavuk ve haftada bir de ton balığıBir süre sonra konserve yemekten bıkmıştık. Bunun üzerine komutanlarımız, sabah kahvaltısı için peynir ve zeytin aldılar. Ekmek içinse fırıncı bir asker arkadaşımız fırın yaptı. Bize kendi elleriyle ekmek yapıyordu. En büyük lüksümüz ekmeğimiz, peynir ve zeytindi. 

Her Gün Elbiselerimin Birleşme Yerlerini Yakardım

Toprak biti! Hayatımda ilk ve son kez askerliğimdekarşılaştığım, oradaki her asker gibi benim de bir müddet kıyafetlerimden ayıklamak zorunda kaldığım iğrenç hayvancık. Kıyafetlerin dikişlerinin iç kısmına tesbih gibi dizilir. Beyaz ya da krem rengi çok ayaklı, mini kene kıvamında kımıl kımıl bir yaratıktır bu bit. Topraktan mı gelir, o yüzden mi adı toprak bitidir bilmem. Ondan ona geçer ondan ona bulaşır. Ayıkla ayıkla bitmez. O zor koşullarda giysilerini kaynatır kurtulmaya çalışırsın ama başka birinde varsa yine musallat olur sana. Öyle bir asalaktır bu! Fena kaşındırır; çok fena kaşındırır. Onca derdin arasında bir de onlarla uğraşmak iğrenç bir durumdur. Her gün bitleri yakardım. Yaktığım zaman çıt çıt diye patlardıBiz yakıyorduk ertesi gün tekrar çıkıyordu. Teröristlerden çekmedim bitlerden çektiğim kadar. Bir gün o kadar canım yandı ki, bütün elbiselerimi çıkardım ve komple yaktım. Yeni kıyafet giydim, üç gün sonra o da bitlendi. 

Elbiselerim kirden kayış gibi olmuştu. Hele sinekler… Saldırgan sinekler… İnsanı yer bitirir. Ekseriyetle kara sineklerdir. Çok ilginç sinekti, ben çözemedim bunları. Mesela geliyor, kolumda bi yere konuyor. Kovuyorum bi tur atıp tekrar aynı yere gelip konuyor. Sonra öldürene kadar devam ediyor bu. Bir ara beyinleri var demek ki bunların dedim kendi kendime.

Bir gün yatağıma uzanmış güzel güzel uyuyordum. Geldi uykumun en güzel yerinde dudağıma kondu.Huylandım, elimle kış kış ettim, yok gitmiyor! Bu sefer örtüyü başıma kadar çektim, belki gider diye. Yok, gitmiyor! Örtünün üstüne konmuş hazır olda bekliyor. O anda benim şarteller attı, bir tane kavanoza hapsettim sineği. Sonra aldım başımın ucuna koydum. Havasızlıktan ölsün dedim lanet. Birsaat sonra kavanoza baktım dönmüş ters yatıyor. Kavanozdan çıkarıp incelemeye başladım. Meğer ölmemiş, rol yapıyormuş! Gözümün önünden uçtu elime kondu. Göz göze geldik; içimden ''Tamam, haklısın! En son bir hafta önce banyo yaptım!'' dedim.

Arazide O Kadar Çok Akrep Ve Yılan Vardı Ki Şaşarsınız

Akrep yüzünden artık tik oluşmuştu bizde. Nöbetteyken sabit kaldığımız için, akrebe karşı her on beş dakikada bir vücudumuzu silkelerdik. Bu durum bizde tik haline gelmişti. Çünkü akrepten çok korkuyorduk. Bir gün çadırın beş altı metre yanında büyük bir yılan gördüm ve yılanı taşla uzaklaştırmak istedim. Yılan yaralandı. Bu sefer bana saldırmaya başladı. Hasan’la birlikte zor öldürdük. Çok zorlu şartlarda kalıyorduk. Teröristlerden değil, doğa şartlarından korkuyorduk. 

Şoför olduğum için ayda bir iki defa Nusaybin’e gidiyordum ama Nusaybin halkı Patnos halkından çok farklıydı. Nusaybin’e asker geldiği zaman düşman gibi bakarlardı. İsteklerimize sert bir şekilde cevap verir ve azarlarlardı. Bir keresinde bir esnafa bir şeyin fiyatını sordum bana “Kör müsün? Görmüyor musun? Orada yazıyor!” dedi. Hiçbir şey demedim. Bizi sevmiyorlardı. Nusaybin halkı sınırın tam dibinde olduğu için çoğunlukla kaçakçılıkla uğraşılırdı. Çay, şeker, sigara, elektronik eşya, benzin… Aklınıza gelen her şey kaçaktı. Kaçakçılık burada meslek haline gelmişti.   

Dallıağaç köyünün halkı da aynıydı. Köyün çocuklarını alıştırmışlardı ve sürekli bize “Ağabey bugün nereye gidiyorsunuz? Bugün pusu var mı?diye soruyorlardı. Onlara cevap vermiyorduk, amakonservelerimizi paylaşıyorduk. Çocuklar konserveyi çok seviyorlardı. Fakat bizimle sadece dağdaki askerler hakkında bilgi almak için görüşüyorlardı. Birliğin sağında solunda sürekli çocuklar vardı. Dışarı çıktığımız zaman koşa koşa köye döner, bizim gittiğimiz yönü birilerine söylerlerdi. Biz de genellikle ya ters yöne giderdik ya da onların görmemesi için geceleyin çıkardık. 

 

Kardeşim Hasan timde görevliydi ben de şofördüm. Birlikte üç şoför olduğu için hiç boş vaktimiz yoktu. Her gün bir timi araçla gidebileceğimiz yere kadar götürüp pusuya bırakıyor, ertesi gün de alıyorduk. Kardeşim Hasan’ı çok pusuya götürdüm. Kardeşimin gözünün içine bakıp “Kendine dikkat et aslanım!dediğim çok oldu. Tabii ki diğer arkadaşlarım için de dua ediyordum. Her gün çevredeki köylere, tepelere, vadilere arkadaşlarımı bırakıyordum. Birçoğunda ya çatışmaya giriyor ya da taciz ateşine maruz kalıyorlardı. Bölgede çok fazla terörist vardı. 

Bir gün bir köye gittik. O esnada üç silahlı teröristin bir eve girdiğini gördük. Evi sardık. Ev sahibi bayan çıktı. Ona teröristlerin çıkmalarını istedik. Bize evde terörist olmadığını söyledi. Eve girdiğimizde aradık kimseyi bulamadık. Şüphelendik. Bir ara hayal gördüğümüzü düşündük. Sonra tam evden çıkarken bastığımız tahtanın altının boş olduğunu fark ettik. Kilimi kaldırdığımızda orada bir giriş kapağınınolduğunu gördük. İçeridekilere teslim olun diye seslendik. Onlar da bize ateşle karşılık verdiler. Sonra tim komutanımız onları korkutmak için “Teslim olun! Yoksa içeriye el bombası atacağız!”dedi. Bunun üzerine içeridekiler bir süre sonra teslim oldular. Evin altına girdiğimizde gözlerimize inanamadık. İçeriden birçok örgüt kitabı, silahlar, roket atarlar ve bunlara ait çok sayıda mühimmat çıktı. O kadar pis kokuyordu ki içerisi. Herhalde aylardır orada kalıyorlardı. Sonradan kışın orada kaldıklarını, yazın dağlara çıktıklarını öğrendik. Teröristleri ve ev sahibini jandarmaya teslim ettik. 

 

Komutanınızı Bize Verin!

Çatışmalarda genellikle teröristler bize “Askerler, bizim sizinle işimiz yok. Bize komutanınızı verin. Hepiniz gidebilirsiniz” diye bağırırlardı. Bu teröristlerin her çatışmada kullandıkları ortak cümleydi. “Bize komutanınızı verin…”

Kardeş Kardeşi Vurdu

Bir gün teröristlerin bir köyü basıp bir köylüyü öldürdüğü ihbarı üzerine yol çıktık. Köye gittiğimizde köy meydanında bir ölünün yattığını gördük. Teröristler öldürmüş. Olayı öğrenince şok olduk. Terörist bir kadın, kardeşini örgüte katılmadı diye öldürmüş. Kardeş kardeşi nasıl vurur diye düşündüm. Adam delik deşik olmuştu. 

İZİN 

Askerdeyken Hasanla birlikte İzmir’e izne gittik. Ailemizin haberi yoktu. İzmir’e vardığımızda babamın çalıştığı kahveye gittik. Babam bizi görünce şok oldu. Bize sarıldı ve hüngür hüngür ağladı. Kahvedeki bazı insanlar da bizi görünce ağlamaya başladılar. Sonra eve gittik. Annemin haberi yoktu. Annem bizi görünce düştü bayıldı. Uyandığında bizi öpüp öpüp kokladı. Çok sevinmişti. 15 gün İzmir’de kaldık ama paramız olmadığı için 15 gün boyunca ayakkabıcıda çalıştık. Ayakkabı yapıp biriktirdiğimiz parayla tekrar Nusaybin’e döndük. 

 

Mayın 

Bir gün timleri pusuya götürdüm. Dağdaki diğer timleri de dönüşte alarak birliğe götürdüm. Yaklaşık bir iki saat sonra pusuya götürdüğümüz timden çatışma sesleri geldi. Bir yaralı varmış. Bunu duyunca takviye olarak bir tim alıp, çok hızlı bir şekilde çatışma bölgesine gittim. Bir an önce oraya varmam gerekiyordu, çünkü arkadaşlarım zor durumda olabilir, yaralı olan kan kaybından ölebilirdi. Çatışma bölgesine vardığımızda çatışma bitmişti. Bütün arkadaşlarımızı araca bindirdikten sonra geri döndük. 

Arazide giderken çok tecrübe kazanmıştım. Toprak yolda ilerlerken genellikle öndeki araç izini takip ederdim. Bu şekilde mayından korunurdum. Ama dönüşte yaralı arkadaşım olduğu için çok hızlı gidiyordum. Birliğe bir iki kilometre kala yolda bir tümsek fark ettim. İçimden “Mayın!” deyip direksiyonu sağa kırdım ama kurtaramadım. Mayına bastık. Korkunç bir patlamayla araç ters döndü. Diyarbakır Asker Hastanesi’nde gözümü açtığımda başımda kardeşim Hasan vardı. Bana teselli vermeye çalışıyordu. Ne olduğunu daha anlamamıştım. Ayağımı gördüğümde şok geçirdim. Avazım çıktığı kadar bağırdım. Kabullenemiyordum. Nasıl olur diyordum. O an ölmek istedim. Öyle yaşayamam diye düşündüm. 

Bir hafta sonra askeri kargo uçağıyla GATA’ya gönderildim. GATA’da yaralarımın kapanmasını bekledim. Bir gün tuvalet için banyoya gittiğimde elimi yüzümü yıkamak istedim. Ne zamandır yıkamıyordum. Aynaya baktığımda korktum ve bağırdım. Yüzüm komple yanmış. Saçlarım, kaşlarım yanmış. Farkında bile değildim. Hastanedeyken birliğimdeki bütün asker arkadaşlarım ve komutanlarım beni ziyaret ettiler. 

Bir gün ziyaretime sivil bir yaşlı amca geldi. Bana geçmiş olsun dediğinde sinirlenerek adamı kovdum. Birkaç gün sonra aynı adam paşa kıyafetiyle gelmişti. Ömer Şarlak Paşa. Hem ortopedi doktoru hem de GATA komutanıydı; Tümgeneral. Çok utandım. Beni aldı diğer odalarda benim gibi mayına basan gazi arkadaşlarımın yanına götürdü. Onları görünce biraz moralim düzeldi. 

 

Benim En Büyük Destekçim

Kardeşim Hasan, bana hem psikolojik hem de maddi yönden çok destek oldu. O yıllarda gazilerin çok fazla bir hakkı yoktu. Protez bacakların teknolojisi de çok eskiydi. Bacakları da tahtadan yaparlardı. Bana o yüzden tahta bacak derlerdi. Bu benim çok gücüme giderdi. İnsanların ters bir bakışı, imalı bir bakışı beni delirtiyordu. 

1990 yılından beri gaziyim. Zaman içerisinde gazilik ve şehitlik kavramlarına saygının köreldiğini gördüm. Meğer kaybettiklerimizin hiçbir değeri yokmuş!Bizim üzerimizden hiç kimse prim yapmasın. Ağa da olsa paşa da olsa kimse prim yapmasın. Devlet, devlet olsun da gazisine sahip çıksın. Gaziler için ne yapılmış bugüne kadar? Gazilerin vatan için verdiği kolların bacaklarının protezini bile devlet ödemiyor. 

Örneğin ben 2012 yılında protez bacak yaptırdım.Sosyal güvenlik kurumu tarafından ödemesi proteziyapan firmaya yapıldı. Bir yıl sonra Sosyal Güvenlik Kurumu, raporumu uygun hastaneden almadığım gerekçesiyle o parayı benden geri istedi. Hâlbuki ben İzmir’de devlet hastanesine gidip oradan rapor almıştım. SGK bana Ege Üniversitesi’nin hastanesinden rapor almam gerektiğini belirtti. Şu anda maaşıma bu protez parasından dolayı haciz geldi. Maaşımın dörtte biri sosyal güvenlik kurumu tarafından kesiliyor. Diyorlar ki Gazilerin maaşına haciz gelmez. Öyle bir şey yok. Yalan söylüyorlar. Benim maaşım haczediliyor. Sosyal güvenlik kurumunun avukatıyla görüştüğümde beni haklı buluyor ama kanun böyle ne yapalım diyor. 2013’ün Ağustos ayından beri her ay 585 lira maaşımdan kesiliyor. 

 

 

 

HASAN’IN ANLATTIKLARI (KUTU)

Kardeşim Hüseyin’le aramdaki bağ çok güçlüydü. Onun ya da benim bir yerimize bir şey olsa hemen hissederdik. Aramızda bir çeşit telepati vardı. Ben pusudan gelmiş yatıyordum. Birden bir patlama sesi duyduk. Yataktan kalkmak istedim, kalkamadım. Ayağım çok kötü ağrıyordu. Kolumu kaldıramıyordum. Kalkmak için tekrar denedimse de kalkamadım. Herkes bağrışıyordu. Yanımdaki arkadaşımdan kalkmak için yardım istedim. Yürüyemiyordum, sağ ayağım ağrıyordu. Ne oldu diye sorduğumda araç mayına bastı dediler. İçinde kimin olduğunu sorunca Hüseyin dediler. Duyunca beynimden vurulmuşa döndüm. Ben MG3’cüydüm. Hemen MG3’ü aldım patlama sesinin geldiği yere doğru koşmaya başladım. Aracı gördüğümde şok oldum. Oraya doğru koşmak istedim, arkadaşlarım durdurdular. Zor tuttular beni. Kardeşimi helikopterle Diyarbakır Asker Hastanesi’ne götürdüler, ben de peşlerinden gittim. Yaralandıktan sonra kardeşim Hüseyin’i hiç yalnız bırakmadım. Daha halen kardeşimin mayına basıp kaybettiği sağ ayağı gibi,benim de sağ ayağımda ağrı vardır. Ağrılarla çok uyandım.

 

Aydınlık

 

 

Yazdır Paylaş
ETİKETLER :
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan sehitgazihaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Diğer Haberler
email
EN ÇOK OKUNANLAR
yol durumu
Ücretsiz Seyahat Kartı Tasarımını Nasıl Buldunuz?
Beğendim, çok güzel olmuş
Beğenmedim, beklentilerimden çok uzak bir tasarım