Bu haber 06 Nisan 2015, Pazartesi 09:49 tarihinde eklendi. 1277 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Gazi'nin Evlat Hasreti

Gazi Kadir Garip bel'den aşağısını hissetmiyor. Ama bir evladı olsun istiyor. Tüp benek için yalnızca 3 deneme şansı var. Ben bu hayattan uçup gideceğim bir Çocuğum olsa geride bir parçamı bırakacağımı bilsem olmaz mı? diyor.
Gazi'nin Evlat Hasreti

Gazi Kadir Garip

 

Denizli ili, Çivril ilçesi, Tuğlu Köyü doğumluyum.

 

Bu Dünyada 1 Kardeşim Vardı

 

Kardeşim Mustafa, benden 4 yaş küçük, sara hastasıydı. Bu yüzden ailemin hayatı hastalıkla mücadele etmekle geçti.  Mustafa 3 yaşındayken çok rahatsızlandı. Babam Ege Ünihastanesine götürdü;bize Epilepsi hastası olduğunu söylediler. Sekiz ay hastanede yattı. Annem, babam 8 ay boyunca kardeşimin yanında kaldı. Ben de dedemlerin yanında kaldım.  Babamın sosyal güvencesi olmadığı için maddi yönden çok zorluk çektik.

 

O tarihte babamın 10 tane koyunu vardı. Kardeşim için hepsini sattı. Fakat bu para sadece bizim 1 aylık masrafımızı bile karşılamadı. Bulunduğumuz ilçede kardeşimin hastalığını duyan esnaf kendi aralarında para toplayarak babama vermişlerdi. Aile olarak çok duygulanmıştık.

 

Çobanlık Yaptım

 

Kardeşimin ilaçları çok pahalıydı. Bu yüzden ailece çok çalışmamız gerekliydi. Ben de aileme katkı amacıyla 8 yaşından 18 yaşına kadar çobanlık yaptım. Tek başıma sabah 5 gibi çıkar akşam saat 10gibi geri gelirdim. Çalışmak mecburiyetindeydik. Annem, babam çok zorluk ve yokluk çektiler. Babam inşaatlarda, tarlalarda, bahçelerde kardeşiminilaçlarını almak için çalıştı. Hamallık yaptı; tersanede çalıştı. Gündüz çalışır eve gider akşam da kurbağa toplamaya çıkardıAnnem de aynı şekilde kardeşim için kendini feda etti. Babam kendi elleriyle bir ayçekirdeği eleme makinesi yaptı. Onunla birlikte bahçelere gidip ay çekirdeği elemesi yapardık. Askere gidene kadar beraber çalıştık. 

 

Kardeşime yemek verirsen yer, vermezsen yemezdi

 

Sara hastalarının bir özelliği de bir şey vermezsen istememeleri. Kardeşim sık sık nöbet geçirirdi. Nöbet geçirdiği zaman çok acı çekerdi. Çok ağır ilaçlar kullanırdı.

 

Kardeşim Mustafa’ya kriz geldiği zaman hep sol tarafına düşerdi. O yüzden sol tarafından yara eksik olmazdı. Hiç unutmam bir gün, kahvaltı yaptığımız esnada kriz geldi ve sol tarafında bulunan bardağın üstüne düştü. Bardak kırılarak cam parçaları yüzüne girdi. Kanlar içinde kalmıştı. Çok üzülmüştüm.  

 

Çocukken birlikte yatardık. Bana sarılarak uyurdu. O kadar içten, sıkı sarılır, o kadar içten öperdi ki anlatılmaz. “Ciğerimin köşesi” diye hitap ederdi bana; çok samimi ve canciğerdi.  Ben yaralandıktan sonra da Mustafa beni hiç bırakmadı. Sürekli yanımdaydı ve elinden geldiği kadar bana bakmaya çalıştı.

 

Ben rahatsızlığımdan dolayı Ankara’ya GATA’ya gittim. Evi aradım annem çıktı. Sesi çok kötü geliyordu. Mustafa’yı sordum, hasta dedi. Babamı aradım o da ağlayarak Mustafa çok hasta dedi ve cevap vermedi. Annemi bir daha aradım ve benim zorlamamla Mustfanın 3 gün önce vefat ettiğini söylediğinde dünyam yıkıldı.  18 yaşındaydı, benim için çok değerliydi. Halen içimde bir uhdedir Mustafa’mın cenazesine katılıp onu son kez öpememek.

 

Sürekli Savaşa Hazır olmak

Ben Askerliğimi Kıbrıs’ta yaptım. Orada vatani görevi yapmak memleketin bir başka köşesinde askerlik yapmaktan çok farklıdır. Çünkü her an savaş çıkacakmış gibi yaşarsın, sürekli taarruza hazır olmak zorundasınOnun için sıkı bir disiplin ve eğitim şarttı. Yanaşık düzenden tutun, spor, atış, savaş eğitimleri, sık sık yapılan tatbikatlar olayı biraz daha zor hale sokuyordu

Kıbrıs’ın bulunduğu stratejik bölge sebebiyle bunlar normal karşılansa da bölgede askerlik yapan erler ya da rütbeliler için zor koşullardı. Ancak Kıbrıs'ta ecdadın izlerini görmek sevindiriciydiAynı zamanda Türk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin büyüklüğünü orada görmek, anlamak mümkün. İnsan orada daha bir milliyetçi, daha vefalı ve ülkesini daha çok sever hale geliyor galibaOranın güvenlik kuvvetlerinde askerlik yapan mücahitleri gördüğünüzde ordunun,Türk Ordusu olduğunu ve gerçekten çok güzel bir örnek teşkil ettiğini görüyorsunuz. 

SU BULMA

Askerlik görevini yaparken her yerde olmasa da birçok birlikte içme ve kullanma suyu taşıma usulüyle elde edilebiliyordu. Bu da sorunları beraberinde getirebiliyorduİçmek için bile suyubulamayabiliyorsun. Kullanma suyu da tuzlu, bu sebeple sabun kullanmak ve sabunu köpürtmek mümkün olmuyorduSuyun mineral ve muhteviyat yapısı nedeniyle kullanılan tıraş bıçakları çok hızlı köreliyor ve hatta paslanıyorduTesisatlı 3000 metre günlük spor koşusu, savaş beden eğitimi, ardındantemel beden eğitimi yaptıktan sonra yıkanma ihtiyacını gideremeyince ter, koku, sıcak ve diğer etkenler bir araya gelince insan bunalıyor ve sıkıntıya düşüyorduÇarşı izinleri biraz daha temkinli az ve sıkı tutuluyordu

Girilmemesi gereken noktaların çokluğu, fiyatların askere farklı sivile farklı olması ve garnizon terkinin yasak olması çarşı izinlerini sivil kıyafetle kısa bir tur atma haline çeviriyordu.

Uyku

Uyku uyumanın değerini sivilde bilmek çok zormuş. Bunu askerde öğrenebiliyorsun. 1 saat şekerlemeyle ben 4 saat nöbet tutabilirdim. Uyku bu kadar kıymetliydi. Çok zor şartlar altında askerlik yapmama rağmen yorucu günler geçip gidiyordu

BARBARLIK MÜZESİNİ

Lefkoşa, Dereboyu Caddesindeki barbarlık müzesini görünce insanın kini birkez daha büyüyor savaşa karşı. Hain pusular hafızalara kazınıyor. Kadınları ve çocukları öldürdükleri evden bahsediyorumSınır boyu halen savaşın estirdiği izlerle birlikte duruyor. Alayköy’de, Kolejtepe bölgesi halen savaş alanı gibi kapalı. Maraşta asfalt içinden çıkan ağaçlar, bitkiden kapanmış yollar var. Makaryosun Dubai’den getirttiği özel plaj kumları, Birleşmiş Milletlerin Askeri kuleleri, Şehit Pilot Cengiz Topelin uçağının kalıntıları, kayıp otobüs, Beşparmaktaki tank ve hikâyesi, mavi ev, St.Hilarion Kalesi, Girne Kalesi,en değişik yer olan Erenköy; insanı bir başka yerde olduğuna inandırıyor.

BÜYÜK BİR ŞEREFTİR.

Askerlik zor ve meşakkatli ama Kıbrıs’ta askerlik yapmak, hele de Kıbrıs Türk Kuvvetleri'nde asker olmak çok büyük bir onurdurGörev yaptığım birlik Yunan Alayının sancağını almış kahraman bir birliktir. Tarihi şan ve şerefle dolu bir birliktir. Şartlar ne kadar zor olsa da kendimi tanıdığım, memleketimin ne kadar büyük olduğunu anladığım yerdir Kıbrıs.

 

TAVUK HASTALIĞI – TATARCIK HUMMASI

Bir gün nöbet yerindeyken, birden aşırı terlemeye başladım; vücudum terden sırılsıklam olmuştu.Komutanım hemen beni Lefkoşa’daki Askeri Hastane’ye gönderdi. Doktor; genelde Kıbrısta yaygın olan, mide bulantılı, 40 dereceye ulaşan yüksek ateş ve aşırı yorgunluk gibi belirtileri olan, kas ve eklem ağrılarından ötürü hareket kabiliyetini sıfırlayan Tavuk Hastalığına yakalandığımı söyledi. Hastanede uyanmadan 4 gün baygın şekilde yattım. Beşinci gün istirahat ve ilaç vererek beni birliğime gönderdiler. Birliğime gittiğimde denetleme olduğunu, asker kalmadığını belirtip beni hududa nöbete gönderdiler. Henüz kendime gelememiştimfakat emir demiri keser! Nöbet kulübesine çıktım. Çıkarken başım dönmeye başlamıştı. Etrafı kolaçan etmek için dürbünle bakıyordum, gözümü dürbünden çektim ve 10 gün sonra gözümü Ankara GATA’da açtım. Nöbet kulübesinde düşmüşüm ve beni Lefkoşa Askeri Hastanesi’ne sonra da acilen GATA’ya göndermişler. Hastanede yaklaşık 1 yıl yattım. Belim kırıldığı için şu anda belden aşağıyı hissetmiyorum. Tekerlekli sandalyeye bağlı olarak yaşamı idame etmek zorundayım.

 

HASTANEDEN ÇIKIP EVE GİDİŞ

Bizim köyde analar evlatlarını “Kınalı Kuzum” diye severler. Bizim köyde askere gidecek delikanlılar, arkadaşları tarafından oturduğu evin önünden alınır, köy meydanına götürülür ve orada kucaklara alınır, havalara atılır. "En Büyük Asker Bizim Asker" diye bağırılır. Köy meydanında dualarla kına yakılır. Osırada ortama davul-zurna da gelir, herkes oynar. Tabii bu esnada yağız delikanlının annesi, sevdiceği,tüm hatun kişiler ağlar. Ben bu şekilde askere gittim.Fakat GATA’dan çıkıp köyüme gittiğimde, ambulanstan sedyeyle inerken bütün köyü bizim evin önünde görünce şok oldum. Genç, yaşlı, kadın, erkek demeden ağlıyorlardı. Kendimi ağlamamak için zor tuttum. En zor günümde beni yalnız bırakmamışlardı.

2006 yılında evlendim

Bir Gazi arkadaşımın aracı olmasıyla eşimle tanıştım. 6 ay nişanlı kaldık. Eşim benim bu dünyadaki yaşama sevincim. Ben mutluluğu eşimde buldum. Aynı şekilde eşimin babası ve annesi beni çok severler. Ben de böyle bir ailem olduğu için kendimi şanslı hissediyorum.

Baba mesleği olan çiftçilik, 

Toprakla uğraşırım, meyve bahçem var. Ayrıca her yıl bahçeme ay çekirdeği ve mısır ekerim. Hayvancılık yaparım. Bir traktörüm var. Onunla bütün işimi yaparım. Köyümüz çok yeşil ve çok güzel.  Bu yüzden çok mutlu ve huzurluyum. Peynirimizi, yoğurdumuzu, yağımızı, ekmeğimizi, reçelimizi kısaca bütün ihtiyaçlarımızı kendimiz yaparız. Babamla birlikte çalışırım. Onunla ayçekirdeği eleme işini yapıyoruz. Babam benim hayat kaynağım oldu. Ben onunla ayaktayım; onunla yaşıyorum. Babam benim hayata tutunmamı sağladı. 

 

Kıbrısı verelim de kurtulalım diyorlar!

Verip kurtulmak kolay da bizim onurumuz ne olacak, ben Harp Malulüyüm. Kıbrısta binlerce şehit ve Gazi verildi; bunların hiç mi önemi yok. 

Gazi Mustafa Kemal Atatürkün dediği gibi “vatan sadece bir toprak parçası değildirVatan ancak üzerinde yaşayan toplumun onu bayındır kılması ile vatan niteliğine sahip olur. 

Kuzey Kıbrıs’ı da vatan saymamak o topraklar üzerinde bunca sene uğraş vermiş ve o topraklarıbayındır kılmış Şehit ve Gazilere hakarettir. Bu nedenden ötürü öncelikle bilinmesi gerekir ki yavru vatan Kıbrıs, bizim gerçekten bir parçamızdır. 

Onu umursamamak, bizimle alakası yok demek,baksana zaten halkı Türkiyeden nefret ediyor diye düşünmek, bırakın gitsin demek tam anlamıyla vatan hainliğinin daniskasıdır. 

Bunca sene Kıbrısa, sadece para ve asker yardımıyapıpKıbrısın kalkınacağını ve güçleneceğini düşünen mantık, Kıbrıs halkının psikolojisini kavrayamamış ve Kıbrıslıların açık bir şekilde İngiltere tarafından asimile edilmesine neden olmuştur.

Kıbrıs yanlızlığa itilmiştir. Ortada gerçekten bir Kıbrıs sorunu kalmışsa ki, ben artık böyle bir sorunun kaldığına inanmıyorum, bu Kıbrıs halkınındeğil, tamamen bizi yöneten hükümetlerin suçudur.

60’lı yıllar boyunca Rumların yaptıkları bugünlere ulaştırılmadı, unutturuldu. Bugün Kıbrıs’a sahip çıkmak her Türk vatandaşını boynunun borcudur.

 

Kimse Bizim Çektiğimizi anlayamaz

Ben Harp Malulüyüm. Yıllardır Gazi arkadaşlarımla hastanede birlikte tedavi görmekteyiz.  Gazi arkadaşlarımla birlikte vatan uğruna döktüğümüz kanlarla hepimiz KAN KARDEŞİ olduk. Şimdi geldiğimiz noktada yürütülen politikalara bakıyorum, kendi kendime soruyorum: “Bizler, boşu boşuna mı Gazi olduk? Ben boşuna mı tekerlekli sandalyeye mahkûm edildim? Bakın Gazi arkadaşım Yılmaz! Boşuna mı iki kolunu, bir bacağını ve bir gözünü verdi. Çocuğunu bile kucaklayamıyor! Arkadaşım Ozan, babasını boşuna mı Şehit verdi?” Kıbrısla ilgili, Güneydoğu’yla ilgili karar verecek olanlar gelsinler bu adamların çektiklerini görsünler. Bizi kimse anlayamaz. Gelin bize anlatın, Yılmaz’a anlatın, babasız büyüyen şehit çocuklarına anlatın. Bir Gazi arkadaşımın 3 yaşındaki çocuğu babasına soruyor: Baba senin neden kolun yok, bacağın yok!” diye! Söyleyecek bir şey bulamıyorum. Bunların hiçmi değeri yok? Bakın Başbakan Davutoğlu, askere kurşun sıkan teröristin düğününe danışmanını göndererek bilezik takıyor; ardından telefonla arayarak tebrik ediyorlar. Ben Davutoğlunun bir Gazinin düğününe katılıp, bırakın altın takmasını, bir tebrik mesajı bile gönderdiğini duymadım.  

Bu ülkede herkes vatanı için bir bedel ödüyor. Allaha şükür biz vatana kolumuzu, bacağımızı vererek bedel ödedik. Bazıları gibi onuruşerefi satarak bedel ödemedik. 

Bu ülke yıllardır Şehit ve Gazi veriyor. Şehit olan halk, gazi olan halk ama devlet hala Şehit nedir, Gazi nedir bilmiyor! Pek çok konuda, özellikle sağlık harcamalarında biz Gazileri benzer rahatsızlığı olan normal insanlarla beraber değerlendiriyor. Örneğin, tüp bebek konusu… Devlet, Gazileri normal bir hasta gibi kabul ediyor ve 3 defa tüp bebek deneme hakkı veriyor. Bu 3 denemenin 1.700 TL. olan ilaç masrafının ilk denemede %30’unu sonraki 2. ve 3. denemede ise sadece %20 sini (340TLveriyor. Ayrıca 5.000 TL. olan doktor masrafının sadece 2.000 TL’sini veriyor. Yani 3.00TL’sını sen doktorun muayenehanesine giderek elden veriyorsun. Özel hastanede ise tamamını sen karşılıyorsun. Şimdi bu, Gazileri anlamak mı? Gazi onlarca ilaç kullanıyor. Hayatı boyunca ilaçlara mahkûm yaşıyor. Peki, bunların yan etkileri, bozulan diğer organlar? Bir devlet için bunları öğrenmek çok mu zor?

Pozitif Ayrımcılığı Bize mi Yaptı, Teröristlere mi Bilemiyorum!

Bir başka sorun evlatlık edinme konusu.  Gazi arkadaşlarım, evlatlık çocuk için müracaat ettiklerinde yıllarca sıra bekliyorlar. Neden?  Evlat edinmek isteyen Gazilere, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın ayrı bir uygulama yapması gerekmez mi? Binlerce çocuk sıcak bir eve hasretken Gazilerin evlat edinmek istemesi suç mu?

Bu durumları sırasıyla, Sağlık Bakanı Müezzinoğlu’na sözlü ve yazılı olarak da en başta Recep Tayyip Erdoğana, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanına,  bildirdim. Ama yine bir şey olmadı. 

Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel’e söyledim, beni Korgeneral Metin İyidil’e yönlendirdi. Ama yine olmadı. Örneğin, doktorlar bana şu anda “Tüp bebek yöntemi ile çocuğum olabileceğini” belirttiler. Biz de bir umut ile doktor doktor gezmekteyiz. Ama devlet diyor ki, 3 kere deneyebilirsin!

2007 referandumunda Tayyip Erdoğan “Referanduma Evet Demek, Şehit Ailelerine ve Gazilere Pozitif Ayrımcılık Demektir” diye billboardlara yazdırmıştı. Ben ve arkadaşlarım pozitif ayrımcılık görmedik. Aksine durumumuz daha da kötüleşiyor. Örneğin kullandığım tekerlekli sandalyeyi bana devlet almadı.Bana hayırseverler aldı. Çünkü devlet tekerlekli sandalyenin tamamını karşılamamaktadır. Bugün Gazi arkadaşlarımın protezlerinin bedeli ödenmemektedir.

Çocuk Özlemi;

Sokakta gördüğüm çocuklar, bana afacan afacan baktıklarında lanet okuyorum bu hayata. Bana “Baba" diyecek bir sesi ben de duymak istiyorum.

Ben bu hayattan uçup gidiceğim ve zaten benim hayatımın da hiçbir önemi yok. Belki sonsuzlukta, bir noktadan farksızım. Dünya üzerinde yaşayan 6 milyar insandan biri olarak ölümsüzlük derdim yok,ama bir çocuğum olsa, ben de geride bir parçamı bırakacağımı bilsem olmaz mı? Ne de olsa bu evrende belki de sonsuza kadar kalacak bir iz bırakmış olucağım. 

Çocuğuma top oynamayı, domatesin, ay çekirdeğininnasıl yetiştirileceğini öğretmeye çalışırken onun sağlıklı hayatı kendim yaşıyormuş kadar sevineceğimi o kadar iyi biliyorum ki. "Gel lanburaya eşşoğuleşşekdiyeceğim ona. Bana babam derdi, ona da babası dermiş. Hayattaki en büyükumudum, geçtiğim yollardan geçecek ama yaptığım yanlışları yapmayacak birinin olması. Benim kullanamadığım bacaklarıma inat onun koşup zıplaması. Çocuklarının huzur dolu bakışları arasında can vermek her insanın en temel hakkıdır. Onlara bıraktığımızı bildiğiniz güzel hatıralarımız ve birikiminizle gözlerinizi son defa kaparken hiç de kötü hissetmezsiniz benceZaten hayatı ölürken geriye dönüp bakma anı için yaşamıyor muyuz? O son saniyede huzur duymak için uğraşmıyor muyuz?

 

Gazi Koray Gürbüz

Aydınlık

 

 

Yazdır Paylaş
ETİKETLER :
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan sehitgazihaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Diğer Haberler
email
EN ÇOK OKUNANLAR
yol durumu
Ücretsiz Seyahat Kartı Tasarımını Nasıl Buldunuz?
Beğendim, çok güzel olmuş
Beğenmedim, beklentilerimden çok uzak bir tasarım