Bu haber 16 Mart 2015, Pazartesi 07:38 tarihinde eklendi. 1022 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Güya Devlet İyi Bakıyormuş Gazisine!

Gazi Ümit Kaplan'ın Gazi Ömer Sevinç İle Reportajı
Güya Devlet İyi Bakıyormuş Gazisine!

Gazi Ömer Sevinç

Sizi Tanıyabilir miyiz?

Ben Konya/Cihanbeyli doğumluyum. Lisesi’yi bitirdikten sonra Konya’da bir otelin muhasebe bölümünde çalıştım. O zamanlar askerliğini yapmayan memur olamıyordu. Bu yüzden tecilimi bozdurarak askere gittim.

Lisedeyken tarih öğretmenim Halil Turan derste “Bir gün bir gece hudut boyunda nöbet tutmak: Gündüzleri oruçla, geceleri de ibadetle geçirilen bir aydan daha hayırlıdır!” hadisini söylediğinde içimden “İnşallah ben de hudutta nöbet tutarım!” dedim.

Hudut Namusumuzdur! 

Acemi birliğim Samsun, Esentepe Makinalı Tüfek Taburuydu. Orada 3 ay ağır silah eğitimi aldım. Oradan Şanlıurfa, Viranşehir, 1.Hudut Taburunaatamam yapıldı. Taburun girişinde tabelada “Hudut Namustur” yazısını gördüğümdeilk başta ne olduğunu anlamamıştım.

Sonra bir komutanımız yeni gelen askerleri toplayarak gür sesi ve güzel vurgusuyla bizlere bir konuşma yaptı. Tüylerimiz diken diken olmuştu. Adeta hudutla birleşmiştik. Her bir asker hududun bir parçasına dönüştü sanki. Ardından hudut alayına bağlı bir birlikte görev yapan tüm askerlerin ezbere bilmesi gereken tekmili bize okudu;

“Asil Türk Milletinin Namus ve Şerefini, 

Vatanın ve Milletin Bölünmez Bütünlüğünü, 

Sorumluluk Bölgemde Korumakla Görevli Gözetleyiciyim,

Gözüm Sorumluluk Bölgemde, Kulağım Komutanda,

Vatan ve Millet Uğruna,

Seve Seve Can Vermeye Hazırım Komutanım!”

 

Komutanımız bize bu yeminin ne olduğunu örneğin asil Türk milletinin ne demek olduğununamusun, şerefin anlamını, vatanın ve milletin bölünmesinin ne anlama geleceğini günlerce kelime kelime anlattı. 

Taburda, üç ay uçaksavar ve nöbet eğitimi aldıktan sonra Ceylanpınar Hudut Karakoluna gönderildim. Orada bizi üçer kişilik timlere ayırdılar ve beni tim komutanı yaptılar. Ardından nöbet tutacağımız sınıra götürdüler. Birimizi kulübeye ve 2 kişiyi de kulübenin sağında-solunda bulunan mevzilereyerleştirdiler. 

Hudut

Sorumluluk bölgem 200 metre güneyde Suriye’nin Telhalep Köyü ile 150 metre batımdaki elektirik direğiydi. Bu bölgeyi dürbünle sağdan solasoldan sağa, yakından uzaga gözetlemekteydim.

Komutanım beni kulübeye çıkardı ve “hudut tekmili” dedi. Ben de tekmili söyledim. Bağırmadığım için bana "Bağır biraz bağır! Sesini Suriye, Irak, İran, Ermenistan, Gürcistan, Bulgaristan, Yunanistanduysun!" gibisinden bir cümle ile inceden fırça attı. Ben de Türkiye–Yunanistan futbol maçında gol attığımızda bağırdığım gibi yeminimi ettim ve "Aferini" aldım.

Hududun Ne Anlama Geldiğini Orada Gördüm

Hudutta askerlik çok farklıdır. Belki de hayatınız boyunca bir daha göremeyeceğiniz bir coğrafyada, ne zaman yatıp, ne zaman ve ne şekilde kalkacağınız hiçbir şekilde belli değildir. Akşam hava kararınca gidersabah gün doğarken dönersiniz karakola.

Elinizi, yüzünü yıkayıp, kahvaltı yaptıktan sonra, şöyle ağız tadıyla bir sigara içip öyle yatayım dersinizSaat yedi-sekiz gibi yatağa uzanıp içinizdenBir gece daha kazasız belasız geçti! dersiniz. 

Düşünüp durursunuz özlemini duyduğunuz her şeyiTek lüksünüz çay ve çalışıyorsa televizyondur. Tedirgin olduğunuz için yatakta uyumakla uyumamak arasında geçer zaman. Şanslıysanız 5 saat, normal koşullarda 3-4 saat uyuyabilirsinizTam uykunun en güzel yerinde birileri gelip kaldırır sizi silah bakımı ya da eğitim içinÖğle yemeğiniyedikten sonra işlere koyulursunuz. Akşam vakti gelince hazırlıklar tekrar başlar. Sırt çantanı gerekli malzemelerle doldurur, cephaneyi kontrol eder, varsa eksikleri tamamlarsın

Sonra bütün nöbetçiler safta toplanır, komutan gelir. Yüksek tutuşta, tam dolduruş yaptıktan sonrakulübeye doğru yol alırsınız. Mevzinize ulaşıncamevzilenip, zifiri karanlıkta, gece görüş dürbünüyle etrafı gözetlemeye başlar, kulaklarınızı dört açarsınız

Amerika Afganistan’ı Vurduğu Gün Yaralandım

Gece istirahatlı olmama rağmen, terörist geçişi duyumu üzerine gece saat 00:30 sıralarında “acil pusuya” çıktım. Kulübenin yanındaki mevzideydim. Bir ara sınırdaki mısır tarlasından sesler geldi. Termal kamera ile baktım ama bir şey göremedim. Telsiz ile Komutanıma bilgi verdim. Komutanım mısırların olduğu yerin karşısına pusu atma emrini verdi. Saat 03:30 sıralarında yakınımdaki bir tepeden yüksek sesli bir patlama sesi geldi. Tekrar telsizle komutanımı aramak istedim, telsizle komutana bilgi vermek için mandala basmam ile bir şimşek çaktı.Gözümü 2 gün sonra GATA’da açtım. Bir arkadaşım bana teröristlerin üzerimden 31,500 Volt geçen yüksek gerilim tellerine ateş ettiğini, kopan kablonunüzerime düşmesi sonucu bütün vücudumun yandığını söyledi.

GATA yanık merkezinde 85 gün yoğun bakımda yattım. Orada 2 ayağımı kestiler. 14 yılda 50 ameliyat geçirdim. %98 engelliyim. Ömrümün sonuna kadar, kasılmalara karşı, vücuduma takılı bir alet ile yaşamak zorundayım.

Kara Gözlüm

Yoğun bakımdayken annem hastaneye geldi. Kamerada gösterdiler bana; o da beni görüyordu.Kamera olmasına karşın annemin gözündeki çaresizliği ve evlat acısını görebiliyordum. Ben çocukken annem beni “Kara Ömerim” diye severdi. Annemin beni böyle görmesine beni çok üzülmüştüm.

Sınırlar Yol Geçen Hanı Olmuş

14 yıl önce Suriye sınırında kuş uçurmazken şimdi sınır bir şey yok. İçimden şunu soruyorum “Bize sınır namustur diyen komutanlar, şimdi neden sus pus oldular?”. Komutanlarımız bize terörün bitmemesininve ülke ekonomisinin kötüye gitmesinin sebebini sınırların iyi korunmaması olarak anlatırlardı. Peki, bir terörist elini kolunu sallayayarak sınırı geçip bir askerimizi şehit edip, tekrar sınırı geçip gidiyorsa o ülkeyi yönetenlerin oturup düşünmesi gerekmez mi?Yıllardır terörden ve kaçakçılıktan bahsediliyorsa birilerinin önlem alması gerekmez mi?

Askerimizi şehit eden silahı biz verdik,

2000 yılında bir sınır karakolunun bölgesinde kaçakçı ya da terörist geçişi olduğu zaman o karakolun bütün personeline kötü gözle bakılırdı. Şimdi bırakın kaçakçı geçmesini, teröristler bile ellerini kollarını sallayarak geçiyorlar. Hatta hatırlar mısınız, 2 IŞİD teröristi Suriye’den geçip Niğde Ulukışla’da ikigüvenlik görevlimizi şehit etmişti. Askerlerimizinşehit edilmesinde kullanılan silahların Türkiye tarafından Suriye’deki sözde muhaliflere gönderilen silahlar olduğu mahkeme tarafından tespit edildi. Buradan sormamız lazım. 18 Mart Şehitler gününde Çanakkale’ye giden devlet büyüklerinin vicdanları rahat mı acaba? Niğde/Ulukışla şehitlerinin hesabını kim verecek?

Güya Devlet İyi Bakıyormuş Gazisine!

Ben 14 yıldır hastanede yaşıyorum. Ne zaman çıkacağım da belli değil. 50 ameliyat geçirdim. Fakatbenim arkadaşımı şehit edip, kolunun-bacağının yok olmasına neden olan PKK’ya verilen tavizleridoğudaki olayları ve APO’nun denize nazır villasında göbeğini kaşıyarak kahvesini yudumlamasını gördükçe isyan etmemek elde değil. 

Bizi Sektör Görenler, 

14 yıldır ailemi göremiyorum. Onlarla birlikte çay içemiyorum, oturup sohbet edemiyorum. İlaçlarla yaşayabiliyorum. İki yıl önce de annemi kaybettim. Benim annem bana hasret çeke çeke öldü. Ben aileme hasret, hastane odalarında, bitmeyen acılarla yaşıyorum. Gazilik sektör oldu diyenlere soruyorum. Nasıl olur da siz bana ve aileme hakaret edersiniz? Siz kimsiniz ki benim fedakârlığıma, anamın döktüğü gözyaşına bedel biçersiniz? Parmağına diken batsa yüreği kanayan bir ananın gazi evladını “sektör” kelimesiyle yan yana kullanamazsınız. Vatan ve millet uğruna yaşarken mezara girmeyi göze alanları “sektör” diye aşağılayamazsınız. Bunu yaparsanız hesabını yüce Allah soracaktır!

Yazdır Paylaş
ETİKETLER :
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan sehitgazihaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Diğer Haberler
email
EN ÇOK OKUNANLAR
yol durumu
Ücretsiz Seyahat Kartı Tasarımını Nasıl Buldunuz?
Beğendim, çok güzel olmuş
Beğenmedim, beklentilerimden çok uzak bir tasarım